Alucra'da Tek Gündem Nüfus

Ana Sayfa » Röportajlar » Alucra Tarihinde İz Bırakanlar - ŞÜKRÜ GÖCEN

Alucra Tarihinde İz Bırakanlar - ŞÜKRÜ GÖCEN

2009 Haziran ayiydi, anne tarafimdan akrabam olan Ahmet Ahiskali'nin nikâh merasimine gitmistim. Nikah'ta k eramet vardir derler ya gerçekten varmis, o kerameti Alucra adina ömrünü vermis bir büyügümle tanisma bahtiyarligina ererek gördüm.

 
 
 
Alucra Tarihinde İz Bırakanlar - ŞÜKRÜ GÖCEN

Nikah öncesiydi, nikaha gelen akrabalarla hasbihal ederken bir ablamiz adinin Berrin Çelik oldugunu ifade ederek yanima yaklasti ve anne babamla sinif arkadasi oldugunu, çocukluklarinin beraber geçtigi ifade etti. Sevinmis, anne babamin bir dostuyla, arkadasiyla tanismanin mutlulugunu yasamistim. Sohbet ilerledikçe bana, ” Alucrahaber.com'un  editörü sen misin?” diye sorup, evet cevabini aldiktan sonra biraz serzeniste bulundu. Siteyi yakinen takip ettigini, Alucra ile ilgili bir çok anisi, hatirasi ve hayatini meslegine adayan bir Alucra Sevdalisi olan babasiyla(Sükrü Göcen) neden hiçbir haberin yayinlanmadigindan sikayette bulunmustu. Tabii o güne kadar  kendisini tanimiyordum ve de  babasi hakkinda hiçbir bilgiye sahip degildim. Derken babasi Sükrü Göcen agabeyimiz yanimiza geldi, elini öperek kendisiyle tanismak istedigimi belirttigimde memnuniyetini ifade edip söze kimlerdensin diye sorarak basladi. Kendimi tanitip, ailemden bahsettigimde, hatta benim bile tanimadigim akrabalarimi, ailemi anlatarak  geçmisi ve o insanlari hayirla yad etme firsatini sundu.

Kafaya koymustum, Alucra adina böylesine önem arz eden birinin asla pesini birakmayacak Alucra'nin tarihi adina yeni yetisen kusaklara, gençlere geçmisteki Alucra'nin birligini beraberligini ve o yillardaki sartlari anlatacak bir röportaj yapacaktim. Hatta aklimdan büyüklerimizi de o eski günlere götürmek hatiralarini bir kez daha canlandirmak istiyordum. Nikah sonrasi Sükrü Göcen agabeyimize bir röportaj teklif ettigimde memnuniyetle kabul ederek onunda Alucra adina anlatacagi çok seyin oldugunu, 32 yillik memuriyetinde binlerce anisinin oldugunu söyledi. Çok sevinmistim, röportaj için torunu Taha Çelik ile görüsme yaparak  müsait bir vaktini bekledim, ve nihayet röportaj için acizane bu fakiri davet ettiler. Günlerden C.tesi idi, fotograf makinemin sarj cihazini Okmeydani'nda bir arkadasimda unutmusum, makinenin sarji azalmisti. Ses kayit cihazini kontrol ederken aksilik olacak ya yanlis bir hareketimle cihazin yaziliminin bozulmasina neden oldum bir daha da çalistiramadim. O kadar moralim bozulmustu ki ses kayitlari benim için resimden daha da önemliydi çünkü gelecekte Alucra'nin arsivi adina önemli bir kayitti bunlar. Aksiligin aksiligi dogurdugu bir gündü ama pes etmedim ve adreslerini alip torunu Taha Çelik ile bulusacagim yere hareket ettim.  Nihayetinde Sükrü amcanin evinde idim  ve iste Alucra adina bilmedigimiz o essiz hatiralara basladik…Umarim bu essiz hatiralardan keyif alirsiniz…

Bismillah deyip basladik sohbetimize…

KB: Sizi taniyabilirmiyiz, kimdir Sükrü Göcen diye sorsam?

Sükrü Göcen: 1930 Alucra'nin Fevzi Çakmak köyünde dogdum.  1 kiz 3 erkek olmak üzere 4 kardesiz.  9 yasima kadar köyde ikamet  ettim. Imkanlarimiz o zamanlarda çok kisitliydi, fakirlik, garibanlik hat safhada idi. Bende köyün hayvanlarini otlatir aileme yardim ederdim. 9 yasina kadar köyde çobancilik yaptim, sonrada Alucra'ya yerlestim.

KB: Alucra'ya ailecek mi yerlestiniz?

Sükrü Göcen: Hayir, 27 Aralik 1939'da Büyük Erzincan Depremi olmustu. Alucra'da esnaf olan ve ticaretle ugrasan halamin esi Ibrahim Çitir'in tek çocugu Mustafa'da bu depremde vefat etti. Onun yerine beni okutmak isteyen halam ve enistem beni köyden yanlarina alarak okula kaydettirdi. Çocuklarinin acilarini unutturmak hem de egitim almak için Alucra'ya gelmem bu sekilde olmustur.

KB: 1939 Erzincan Depreminden baska tanidiginiz var miydi vefat eden? Biraz bahsedermisiniz o günleri…

Sükrü Göcen: Tabii ki de..Ölenlenlerden birisi halamin oglu Mustafa'ydi. Çok genç yastaydi, enistem Ibrahim Çitir Alucra'nin ileri gelen esnaflarindandi, evlatlarinin vefati onlari çok üzmüstü. 27 Aralik olmasi nedeniyle de malumunuz kis ayi ve inanilmaz da bir kis vardi. Tabii elektirik yok tam bir mahrumiyetti o günler. Insanlar yikilan evleri, hasar gören binalari nedeniyle barakalar yapmis burada geçiriyordu günlerini. Çok zor sartlardi o günler, Allah yasatmasin bir daha. Sadece halamin oglu degil onun disinda 35 kisi daha vefat etmisti bu depremde Alucra'da.

KB: Kimlerdi bunlar? Hatirladiklariniz var mi?

Sükrü Göcen: Hatirladiklarimdan biri de daha önce röportaj yaptigin Gücük Osman'in hanimi, haniminin annesi, babasi, Tepe mahalleden Tepeli Dervisler, Riza, çocuklari, hanimi vefat etmisti. Aklimda kalan isimler böyle…

KB: Allah Rahmet eylesin hepsine…Peki egitim hayatiniz nasildi? Nasil basladi bu serüven?

Sükrü Göcen: Alucra'da o zaman tek bir okul vardi. O da suan ki ögretmen evi, eski Alucra Lisesinin oldugu binaydi. Tek katli ve 5 sinifli bir okuldu burasi. Burada okula basladim. Depremde burasi da zarar görmüstü ama sonradan tadilat yaptilar tabii. 5 yil bu okulda okudum tabii orta okula da gitmek istiyordum. Alucra da o zamanlar orta okul yoktu, Sebinkarahisar'da ve Giresun'da vardi. Bende Orta okulu okumak için akrabalarimin da oldugu Giresun'a tercih ettim ve oraya okumaya gittim.

KB: Giresun'a nasil gelir giderdiniz? O zaman sartlar nasildi?

Sükrü Göcen: Giresun gitmek o zaman 1,5 gün sürerdi. Yol yok gitmeye, araç yok binmeye. Kamyonlar vardi üstü açik onlarla giderdik. Egribel tam bir çile yoluydu ve 12-13 tane uçurum olan virajlar vardi. Bu virajlar çok keskin kamyon dönemezdi, insanlari indirirlerdi araçtan 6-7 manevra ile zar zor dönerdi bu yollarda. Vakit gece olurdu tabii egribelden inene kadar. Geceyi Tamdere'de  yatarak geçirirdik. Ertesi gün yine kamyonun sirtinda devam ederdik yolculugumuza. Haziran sonu temmuz ayi baslarinda ise ayni sekilde Alucra'ya geri dönerdik.

Sükrü Göcen: Zordu, o zaman Giresun'dakiler Alucralilari begenmez, geri kalmis ve hakir görürdü. Tabii sartlar kisitliydi, bir çok seyi görmeyen saf köylü insaniydi Alucrali, gelismemisti. Ama buna nazaran Alucralilar mert ve çok misafir perverdi. Bunu bilemedikleri için Giresun böyle bir intiba vardi o zamanlar. Orta okulda okurken zorlanmistim. Sinif arkadaslarimdan Öztürk Serengil(sinema sanatçisi) bana yardimci olmustu ortama alismam, uyum saglamam noktasinda. Öztürk'ün babasi da bizim tarih ögretmenimizdi.  Temiz, saf ve efendiligimizle ögretmenlerimizin de dikkatini çekmistik, basarilida olmustum.

KB: Sizinle beraber okuyan baska Alucra'

li var miydi? Zorlandiniz mi okulu bitirmekte?

Sükrü Göcen: Vardi, Merhum Veteriner Yusuf Dolu, Ali Köymen,  Sükrü Çitir, Temel Kimil, Hüseyin Akmen ve Resul Ömeroglu(Darama) okul arkadaslarimdi. Okul zordu gerçekten, haziranda sinavlari bitirdikten sonra mezun olacaklar için Milli Egitim Bakanligi tarafinda bir sinav daha yapilirdi. Bu sinavda basarili olanlar mezun sayilirdi basarili olamayanlar tekrar bir yil daha okurdu. Bende Bakanligin yaptigi bu Matematik, Türkçe ve Tabiat sinavina girmistim. Sorular kapali zarf usulü bakanliktan gelirdi. Talebelerin künye bilgileri yazili olan soru kagitlari gelir, sinav sonrasi ise sinav heyeti kalanlari geçenleri açiklardi. Bende sinavlardan çiktim sonuçlarin açiklanmasini bekliyordum birde duydum ki açiklanmis okul caminda ilan edilmis isimler. Bu sinavlara 80 kisi girmistik 11 kisi geçmis, birde baktim ki  11. sirada benim ismim yaziyor. Çok heyecanlanmis seviniyordum, müdür yardimcisi Muammer Tekdal isimli ögretmenimiz benim sevincimi görünce beni tebrik edip mutluluguma ortak olmustu, Allah rahmet etsin vefat ettiyse…

KB: Orta okul sonrasi ne yaptiniz?

Sükrü Göcen: Okul sonrasi Alucra'da ticaretle ugrasan enistem Ibrahim Çitir'in yanina çalismaya geldim, artik burada çalisacaktim. Orta okul mezunu olmak o dönemlerde zor ve önemli bir isti. Sonra isittim ki lise mezunlarini askerde yedek subay yapiyorlar. Bende Liseyi nasil okurum diye kendimce planlar yapiyordum. Lise o zaman Karadeniz de sadece Samsun ve Trabzon'da vardi. Tabii o yil kayit yaptiramadim ve Alucra Fevzi Çakmak Köyünde vekil ögretmenlik yaptim.

KB: Nasildi o zaman ki Egitim sartlari?

Sükrü Göcen: Kolay is hiçbir zaman olmamisti, zordu tabii ama okullar o zaman açikti. Yil 1948-1949 yillari, o zaman Alucra'nin Aktepe, Boyluca, Karabörk ve F.Çakmak köylerinin okullari açikti. Simdi yil 2009 okullar kapali maalesef. Ögretmenlik yaptigim 1948-1949 yillari benim için önemli tecrübeleri edindigim yillardi. Köyde 3 ögretmendik ve 5 ayri sinifta ders anlatiyorduk. Bu okullari da devlet degil de o zamanin köylüleri imece usulü kendi imkanlariyla yapmislardi, iste köy ahalisi bu kadar önem veriyorlardi bu okullara.

KB: Ögretmelik hayatiniz ne kadar sürdü?

Sükrü Göcen: 1 yil vekil ögretmenlik disinda baska bir görevim olmadi. Liseye kayit olmaya karar vermistim ve o dönem Ankara Saglik Kolejine kura ile basvurdum. Kurayi kazandigimda çok sevinmistim. Bu kurada Alucra Milletvekili olan sayin Tevfik Ekmen'in çok büyük katkisi olmustur. Onun benim için yaptigi fedakarligi unutamam, hatta Saglik Bakani Kemal Beyazit'a telefonla haber yollamisti Tevfik Bey. Oda kayit için sonradan gördügüm dosyamda Saglik Bakani Kemal Beyazit'in emirleri ve görüsleri dogrultusunda kayitlari yapilmistir notunu görmüstüm.

KB: Velinizde Saglik Bakani Kemal Beyazit miydi?

Sükrü Göcen: Hayir o degildi, velim yine Alucra Karabörk köyünden olan Ankara Emniyet Amirliginde görevli Komiser Sabri Tali idi. Vekili, Amiri memleketinin insanina o zaman çok sahip çikar kollardi, simdiki gibi siyasi çikar yoktu, insanlik vardi, yardimlasma vardi.

KB: Saglik Kolejindeki ögrencilik hayatiniz nasil geçti?

Sükrü Göcen: 3 yilda tamamlamistim okulu, yatili kaliyordum. Egitim sartlarimiz çok iyi ve kaliteliydi. Saglik Bakanliginin yanindaydi binamiz. Suan ki bir tip fakültesinin aldigi egitimden fazlamiz vardi eksigimiz yoktu, çok kaliteli egitmenlerimiz vardi. Isi severek isteyerek ögrenmistim.

KB: Alucra'li arkadasiniz var miydi Ankara'da?

Sükrü Göcen: Vardi olmaz mi, Alucralinin olmadigi yer olur mu. Yasar Bulutçu vardi okul arkadasimdi. Mehmet Bulutçu agabeyin ogluydu.

KB: Okul bittikten sonra ne yaptiniz, ilk görev yeriniz nereydi?

Sükrü Göcen: Saglik Bakani Kemal Beyazit mezun olan bütün arkadaslari Dogu ve Güney Dogu Anadolu'ya tayin etmisti.  Bende 29 Eylül 1952 tarihinde ilk görev yerim olan Bitlis Saglik Müdürlügüne Saglik Memuru olarak atandim ve burada göreve basladim.

KB: Nasildi oralar, ne kadar kaldiniz Bitlis'de?

Sükrü Göcen: Tabii sartlar çok kötüydü, memur sayisi yok denecek kadar az. Imkanlar müsait degil, fakirlik hat safhada. Birde kislar çok çetindi. Mahrumiyet bölgesiydi, resime bakarsan görürsün telgraf direklerinin boyunca kar yagmisti. Bitlis'de bu sartlarda 8 ay kaldim.

KB: Bitlis sonrasi Alucra'ya mi geldiniz?

Sükrü Göcen: Hayir, askerlik karari aldirmistim. 1 mayis 1953'de Yedek Subay okuluna Ankara'ya geldim. 15 gün bu okulda kaldim sonra mülakatlarla siniflara ayrildik. Ben süvari sinifina düsmüstüm, süvari egitimi için Istanbul Ayazaga Maslak Süvari okuluna gelip 6 ay acemi egitimi aldim. Daha sonra Süvari Astegmen olarak Agri ili Dogubayazit ilçesine 11.süvari alayina takim komutani olarak atandim, 6 ay sonra tegmen olup, 18 ay içerisinde de teskeremi buradan aldim.

KB: Askerlik sonrasi Bitlis'e mi döndünüz?

Sükrü Göcen: Hayir, Bakanlik beni Tunceli Valiligine atadi. Valilik'te beni Çemisgezek ilçesine Saglik Memuru olarak atadi. Tabii Çemisgezek'e gitmeden önce Alucra'ya gitmistim  bu arada Mükerrem Ahiskali ile evlendim.  1 aylik evliydim tabii Tunceli olunca esim gelmedi, ikna edememistim kendisini daha sonra kendisi ikna ettim. Ilk defa gidecektim tabii Çemisgezek'e o yillar yol nerde, araç nerde! Firat nehri kenarindan Munzur dagi eteklerinde olan bir ilçe Çemisgezek. Iptidai bir sal ile gidilirdi,bu salda araçlar, insanlar hatta hayvanlarda olurdu. Sartlar çok zordu o yillar tüm Türkiye'de. Çemisgezek'e kisa sürede alismistim, yesillik baglik bahçelik bir ilçeydi. Dogal güzelligi halukulardeydi. Her seyden evvel halki çok misafir perver, yabanci olanlara çok hizmet ederdi. 3,5 yil kaldim Çemisgezek'te ve insanlarin o misafirlik anlayisini asla unutamam.

KB: Alucra'ya nasil geldiniz peki?

Sükrü Göcen: Çemisgezek'te birlikte görev yaptigim arkadasim Dr. Necdet Tuna'nin Izmir'e tayini çikmis, esyalarini götürüyordu, bizde esimle  izine Alucra'ya gidiyorduk. Sivas'a kadar beraber geldik. Yolculuk esnasinda ben orda olmadiktan sonra seni orda biraktirmam demisti. Tabii ben aslinda çokta ümitli degildim,tayinin olmasindan. Alucra'ya izine geldikten 3 gün sonra bir telgraf geldi, Ankara'da bizim isi halletmis beni Giresun Valiligi emrine tayin ettirmis onu haber veriyordu Dr. Necdet bey.

KB: Alucra maceraniz ne zaman basladi?

Sükrü Göcen: Iste bu telgraftan sonra bende Alucra'ya tayin olmus, Haziran 1957'de Alucra'da görevime baslamistim. Alucra'daki görevim hükümet tabipliginde,Saglik merkezinde ve Saglik ocaginda memur olarak sürdü. 29 Ekim 1982 yilina kadar Alucra'da meslegimi seve seve  yerine getirdim. 25 yil Alucra'da kaldim.

KB: Masallah, evet artik Alucra'dasiniz, Alucra nasildi o yillarda, biraz Alucra'yi anlatirmisiniz?

Sükrü Göcen: Alucra çok uzun zaman doktoru olmayan, sahipsiz, gariban, kimsesiz bir ilçeydi. Yeri geldi doktorluk görevi bile yaptik. Saglik memurunun görevi olmayan çok acil ve önemli hayati vakalarda müdahalelerde bulunarak insanlarin yasamlarinin kurtulmalarina vesile olduk. O yillar yoksullugun ve fakirligin hat safhada oldugu yillardi. Adli vakalar çok olurdu, köylere ya at ile yada varsa sayet traktörle giderdik. Yolun olmadigi köy sayisi fazlaydi o yüzden at bizim en önemli ulasim aracimizdi.

KB: Adli Vaka dediniz de, nasil vakalardi bunlar biraz anlatirmisiniz?

Sükrü Göcen: Mesela kaza olmus yarali olarak gelen insana müdahale etmek bizim görevimiz degildi. Ama doktor yok, adam da kan kaybindan ölecek, sevk edelim desek yolda ölür, gidecek yerde yok götürecek araçta. Hadi araç bulundu diyelim o zamanlar para yok. Müdahale edilmese ölecek bu kesin, bizde bu tip adli vakalara vicdanimin sesine kulak verip insana insan oldugu için yardim etmeyi tercih ettim.

KB: Unutamadiginiz bir adli vaka örnegi var mi?

Sükrü Göcen: Olmaz mi, bir gün Babapinar (parak) köyünden bir evin bir ogluymus damdan asagi düsmüs kafasini sac kesmis. Yarali olarak getirdiler merkeze müdahale etme sansimiz yok gibiydi, Giresun yada Sivas'a artik yol nerenin açiksa oraya gitmesi lazim hastanin. Adamlarin ne parasi var gitmeye nede arabasi. Adama seni Sivas'a yada Giresun'a gitmen gerekli desem de öleceksem burada ölecem ama yola çikmayacam dedi. Bende buna istinaden elimden geldigince el becerisiyle kesilen yeri diktim tam 32 dikis attim adama ve Allaha sükür adami kurtardik. Tamamen iyilesince de tesekküre yanima geldi.

KB: Hükümet tabipligi o zaman neredeydi, nereye gelirdi hastalar?

Sükrü Göcen: Hükümet tabipligi suan ki hükümet binasinin karsisinda bulunan Cemal Simseklerin eviydi. Su anki hükümet binasinin orda da baraka bir bina vardi. Tüm memurlar o barakada toplanirdi. 1948'de suan ki hükümet binasi yapildi.

KB: Saglik ocagi ne zaman açildi Alucra'da?

Sükrü Göcen: 1964-65 yilinda suan ki saglik ocagi,lojman ve iki hizmet binasiyla açildi.

KB: O dönemlerde Alucra'nin ileri gelenleri kimlerdi?

Sükrü Göcen: Bulutçu ailesi o yillarin ileri gelenlerindendi, simdi Alucra'da kimse yok o aileden ama o zamanlar hepsi Alucra'daydi. Turan, Orhan ve Süleyman Bulutçu vardi. Çitirlardan Ibrahim, Fevzi ve Temel, Cibizlardan(Yurtsever) Ibrahim ve Mehmet vardi. Hasan Kinik, deden Kadir Bekiroglu, hafiz Selahattin, Cevdet-Cavit ve Rifat Eksi, Ibrahim Bayraktar, Niyazi-Nazim ve Muammer Dögenci, Bilal ve sobaci Ibrahim Bekçi, Sucu Nuri Bekçi, Hüseyin Tepe, Ihsan Dikbas, Mesut Paça, Fotografçi Yunis Karaçayir, Kazim Dandir, eski reislerden Yasar Ekmen, Lütfü Akmen, Hüseyin Çitir(sisman), ve Alucra'ya firincilik meslegini Rumlardan ögrenerek ilk firini açan Alucra'nin ilk firincisi sonradan da kaynatam olan Adil Ahiskali ile meslegi Adil ustadan ögrenen Emin Aga, Mesut Avci, Rahmi Avci, Lokantaci Yunis Toker, Hüseyin Tiryaki bunlar esnaf kismiydi. Birde memur kismi var ki onlarda söyle: Rüstem Yakupoglu, Nazim Ekiz, Tevfik Ekmen, Yusuf Köymen, Kadir Kiziloglu, Kasim Yagcioglu, Ömer ve Osman Gülal.

KB: Siyaset nasildi o dönemlerde Alucra'da?

Sükrü Göcen: Alucra'da o yillar yoksulluk vardi ama büyükte bir birlik beraberlik vardi. 1950 yili seçimlerine kadar particilik yoktu Alucra'da. 1950 sonrasi Demokrat parti Alucra'da kazanmisti. Tabii Demokrat parti öncesi herkes halk partiliydi ama Demokrat parti rüzgari Alucra'da da etkili olmus ve Demokrat parti Alucra'da kazanmisti o yillarda.

KB: Demokrat Partinin Alucra'daki kuruculari kimlerdi?

Sükrü Göcen: Temel Çitir, Mehmet Tekoglu, Dogan Köymen ve Cevdet Eksiydi kuruculari.

KB: Seçim süreçleri nasildi o dönemlerde, kavga gürültü olurmuydu?

Sükrü Göcen: Kavga gürültü olmazdi kesinlikle, seçimlere kadar bir gruplasma olurdu muhakkak ama seçim sonuçlari açiklandigi andan itibaren herkes hiçbir sey olmamis gibi samimi olarak yasamina ve çok önem verdigi birlik beraberligine kaldigi yerden devam ederdi.

KB: Hastalarinizla iliskiniz nasildi?

Sükrü Göcen: 32 yillik memuriyetimim 25 yilini Alucra'da geçirdim. Zamanimi hep hastalarima göre ayarladim aileme ve kendime ayiracak vaktim olmadi hiçbir zaman. Mesai merhumu olmadan 25 yil dogdugum topraklari Allah rizasini arayarak hizmet etmek nasip oldu çok sükür. Yaptigim hiçbir isimde para, maddi güç beklemedim her seyi Allah rizasi için yaptim. O riza dogrultusunda hareket etmeye özen gösterdim.

Çocuklarindan Bengü hanim sunlari ilave etti:

Evimiz babamim görev yaptigi saglik ocaginin lojmanlariydi. Tedavi için gelen hastalari önce babam eve yemege getirir karnini doyururdu. Cumartesi günleri Alucra'nin Pazar kurulma günü oldugu için hastalar erken saatte eve gelir uykudan uyandigimizda yatakta mutlaka bir hasta birinin yattigini görürdük. Annem Mükerrem Hanim ise o dönemlerde dogum yapan bütün hastalarin çorbasini hiçbir zaman aksatmadan yapmis ve karinlarini doyurmustur. Bizde Cumartesi günleri farkli bir heyecan olurdu sabah erkenden kalkar gelecek hastalar için hazirlik yapilirdi.

KB: Hastalik çok olur muydu o dönemlerde?

Sükrü Göcen: Bulasici hastaliklar çok olurdu, köylerde 3-4 gün kalir atla bir baska köye geçer saglik taramasi yapardim. Atimin egeri bir tibbi depo gibiydi. O zaman Çamoluk'ta Alucra'ya bagliydi ve 84 köyü atla tek tek gezer ilaçlarini takip ederdim.

KB: Rahmetli dedem Kadir Bekiroglu'yla hiç aniniz oldu mu?

Sükrü Göcen: Mutlaka var olmaz mi? Onlar Alucra'nin ileri gelen esnaflari her zaman beraberdik. Söyle bir animizi anlatayim. Hasta Alucra Merkeze geldiginde önce  yakini kimse onun evine gider sonrada falanci yerde hasta var gel diye de bize haber verilirdi. Bir gün Kadir efendi Gürbulak köyünden bir hasta geldigini ve çok kan kaybettigini söyledi. Acilen müdahale ettik tabii. Adam öldü ölecek, inanilmaz bir kan kaybi var. Hemsire Saniye hanimda bayilmisti bu olayda. Yaralanan hasta ayagini baltayla kesmisti. Ayagindaki yara çok derin ve çok tahrip olmustu. Hastayi sedyeye uzatinca pihtilasan kan birden açildi ve kan tavana kadar fiskirmaya basladi bir türlü de durduramiyordum. O esnada pense ile damara müdahale edip kani durdurmustum, mutlaka bir cerrah görmesi gerekiyordu ve saglik ocaginin araciyla Sebin'de bulunan operatör Ekrem Saatci'ye (Pop sanatçisi Ercan Saatci'nin babasina) yolladim. Yollamadan öncede bir pusula yazarak damari durdurmak için kullandigim tibbi pensemi geri yollamasini o zaman ki sartlarda malzeme eksikligi nedeniyle mutlak ihtiyaç oldugunu tatli bir dille anlattim. Oda pensemi yazdigi bir pusula ile geri yolladi.Yazdigi pusulada hastaya yaptigim müdahaleyi takdir ettigini ve çok önemli bir karar vererek hastanin yasamini kurtardigimi dile getirmisti. Bu olaydan uzun bir süre sonra çarsiya indigimde Kadir Bekiroglu'nun is yerinde yarali adami görünce durumunu sormak için içeri girdim. Yarali adam biraz sitem vari olarak doktorun kendinden çok para aldigindan yakiniyordu, Kadir efendi de adam biraz tersler vaziyette Sükrü efendiye canini kurtardigi için tesekkür edecegine sitem ediyorsun, ölseydin o paranin ne kiymeti olurdu gibisinden biraz adami tersledi ve hasta namina bana tesekkür etmisti. Hastaya da hak vermek lazim o zamanki sartlarda yokluk hat safhadaydi. Biraz cani maddi olarak yanmisti sanirim.

KB: O dönemlerde Alucra'da Bayramlar nasil kutlanirdi, ne gibi etkinlikler olurdu?

Sükrü Göcen: Her seyden önce Bayramlarda ve diger özel günlerde Zengin-Fakir ayirimi olmaksizin herkes bir birliktelik içindeydi. Ayrim büyügün küçügünü sevmesi, küçügünde büyügünü saymasiyla olurdu. Büyükler mutlaka ziyaret edilir hayir dualari alinirdi. Zengin-Fakir hemen hemen her Pazar günü Hayran,Arda yaylasi,Moran Deresi, Karaagaç'in çayirlari yada Kamisli çayirlarindan birine gidilir, birlikte piknik yapilirdi yemekler yenir eglenceler düzenlenirdi. Birlik beraberlik o dönemlerde her zaman ön planda olmustur. Tiyatro gösterileri yapilirdi mesela. Ne yapilacaksa birlikte istisare edilir karar alinir ve yapilirdi. Diyelim ki bir cenaze oldu, o zamanlar TV yok tabi, cenaze sahibine saygidan dolayi kesinlikle radyo açilmaz, cenaze sahibinin acisi paylasilirdi.

KB: Gençler Alucra'da neler yapardi, eglenceleri nasil düzenlerdi?

Sükrü Göcen: Biz bir Gençlik kulübü kurmustuk, Belediye Baskanimizda o dönemde merhum Haci Lütfü Akmen agabeyimizdi. Onu da fahri baskan seçmistik. Alucra'daki tüm gençler bu kulübe üyeydi. Bu kulüpte futbol, sosyal aktivite her zaman bol bol yapilirdi. Futbol sahamiz yoktu mesela gençler futbol oynasin diye çayir bile kiralamistik. Siran, Sebinkarahisar ile her hafta futbol müsabakalarimiz olurdu. Futbol'un yani sira Güres'te en yaygin spordu. Hayran kaplicalarinin oldugu alanda güres festivalleri tertiplerdik. Eglenceler böyleydi. Aksamlari da haftada bir gün sirayla evlerde toplanirdik. Yemekler ikram edilir, sohbet muhabbet çok güzel olurdu. Ramazan ayi gelince de Alucra'nin esnafi herkese bir gün sirayla iftar verirdi. Yemekler paylasilirdi, iftar yapilacak yere hiç kimse gemlemezlik etmez, küskün olanlar varsa da bu ortamlarda mutlaka baristirildi. Iftar sonrasi sakalar muhabbet ve çaylar hiç eksik olmazdi.

KB: Merkez camii insaatinda bu gençlik kulübünde rolü oldu mu?

Sükrü Göcen: Olmaz mi oldu tabi. Dernek kurmustuk kulüp olarak, Selahattin Yagcioglu (Hafiz), Haci Fayik Ergünoglu, Kasim Yagcioglu ve Alucra'ya hizmet asigi olan Haci Yunis Toker abi öncülügünde eski camii yikilip bu günkü merkez camii insaati ilçemize bu dernek vesilesiyle kazandirilmistir. Her köy camii insaatinda belirli günler çalismaya gelirdi. Kasim hocada Boyluca'da (zun) imamdi hemen hemen her gün gelir ilgilenirdi insaatla.

KB: Sakalasmalar dediniz de nasil olurdu sakalar bir aninizi anlatirmisiniz?

Sükrü Göcen: Tabii, Alucranin ileri gelenleri esnafi bir araya gelir hergün bir kisi herkese çay ismarlardi. Cevdet Eksinin çay ismarlayacagi bir gün postaci Ömer Gülal yoldan geçeni kolundan tutar kahveye sokar bu vesileyle o yoldan geçende çay içerdi. Tabii parasini nasil olsa Cevdet Eksi verecek ya fatura kabarirdi. Bunun üzerine Cevdet Eksi'de Ömer Gülal'in sapkasini gizlice almis saklamis. Ömer efendi yana döne sapkayi ariyor tabii. Karakola gidiyor Karakol komutanini ayarliyor iste sapkami sakladi gel bizde buna bir oyun yapalim diye, sonra saglik ocagindan bizimle konusup bizde sahitlik edip ona bir oyun oynayacaktik. Derken karakol komutani iki asker yollayip Cevdet Eksi'yi karakola sikayet oldugu için çagirtiyor, tabii Cevdet Eksi gitmiyor. Daha sonra bir rütbeli gidiyor onu da depoya sokup kitleyen Cevdet Eksi isin bir oyun saniyor önce. Bakiyor ki is ciddi sonra askerler götürüyor karakola atiyor nezarete. Karakol komutanina sapkanin yerini söylese de Ömer Gülal sikayetçi, sikayetken vazgeçmiyor. Karakol komutani ortami yumusatiyor tabii, Cevdet Eksi tek sartla birakacagini söylüyor oda Saglik Ocagi memuru ve doktoru kefil olursa diye. Saglik ocagi personeli de karakola gelip kefil olmak isterler ama hirsizlik yapti diye sakayi da çaktirmadan ciddiye almis gibi hirsiza kefil mi olunur mu deyince tekrar atarlar Cevdet Eksiyi nezarete. Aksam olunca tabii bunun saka oldugunu söyleseler de ciddiye alan Cevdet Eksi hepsine zamanla bir oyun kuracagini söyler.

Cevdet Eksi aradan bir zaman geçtikten sonra merhum otobüsçü Cavit Eksi'ye bir pusula verir ve Kasimpasa postahanesinden bunu  Alucra'ya çekmesini söyler. Oyunu oynayan Ömer Gülal ile sahitlik etmeyen bana bir telgraf geldi. Ömer'e gelen telgraf da oglu H.Ibrahim(Su anki Alucra Vakfi Baskani) Istanbul'da okuyordu o zaman, oglunun bir kizla arkadaslik edip okulu biraktigi yazar ve acilen Istanbul'a gelmesi yazilidir. Benim telgraf da ise Pendik'te yaptigim insaatin Belediye tarafindan ruhsatinin iptal edildigi, yikilacagi ve acilen Istanbul'a gelmemin gerektigi yaziyordu. Tabii çok telas ettik simdiki gibi otobüs yok ve Istanbul'a 1 hafta da gidiliyordu o zamanlar. Çarsida Ömer'i gördüm baktim ki bir asagi bir yukari dönüp duruyor sordum ne oldu kaygilisin bir sikintin mi var diye, oda durumdan bahsedince biraz da süphelendim acaba Cevdet yapar mi böyle bir isi? Cevdet'in yanina gittik tabii hiç bir sey çaktirmadi hiçbir seyden haberi yokmus gibi davranmisti. Derken Ömer o telasla gitti Istanbul'a bende birkaç gün sonra gidecektim. Bir iki gün sonra Cevdet'in hanimi akrabam olur Cevdet yanima geldi hanim hasta yetis diye. Tabii firsat geçtiye elime bu isin dogrusu nedir anlat dedimse de anlatmadi. Hanimini tedavi ettikten sonra, hanimina agzini yokla bakayim bu is Cevdetin isimi diye. Sonra hanimindan ögrendik ki Cevdet nezaret sonrasi bize böyle bir saka yapmis çok güzel anilar ve güzel günlerdi. Ömer Gülal Istanbula gitti ben gitmemistim, Ömer bey iyikide gitmis oglu Halil gerçekden ciddi bir hastaliga yakalanmisti, bu vesileyle oglunu tedavi ettirdi.

KB: Siyasi ve adli olaylar o zamanlar olurmuydu, hiç siyasi çatisma yasandi mi Alucra'da?

Sükrü Göcen: Adli olaylar çok olmazdi ama kavga, arazi anlasmazligi gibi olagan sorunlar olurdu oda binde bir. Siyasi olarak da Hükümet Konagi önündeki Atatürk heykeli kirdirilmisti. Bu kirdirma olayini da Alucralilarin yaptirdigi söylentileri çevre ilçelerde Alucralilari protesto etmeye yöneltmisti. Mesela Sebin'deki ögretmenler bu olaydan sonra Alucralilari kinamisti. Alucralilarda bu zan altinda kalmayarak biz gençlerin öncülügünde tüm köyleri gezerek Alucra'da büyük bir miting yaptik, Alucralilari böyle bir sey yapmaz diye. Trabzon bando takimini getirterek yeniden bir Atatürk büstü yaptirarak görkemli bir açilis yapmisti. Daha sonra bir bomba Kaymakam Yasar Can'in evinin önüne konmustu. Sonradan anlasildi ki bu bomba Kaymakamla aralarinda kavga ve çekememezlik yasanan yabanci memurlar tarafindan koydurulmus ve büst kirdirilmisti, Alucralilar bu olayi da kendilerinin yapmadigini bir sekilde ispatlamislardi.

KB: Memuriyet hayatiniz bu sekilde mi geçti Alucra'da?

Sükrü Göcen: Alucra memurlar için çok hareketli bir yerdi. Hele de ilçeye alisan bir daha asla gitmek istemezdi. Tayini çikan memurunda davul-zurna ve dualarla Balcana'ya kadar ugurlardi. Alucra'daki memuriyet hayatim bana çesitli basarilari da getirdi. 1958 yilinda Türkiye'nin en seçkin Saglik Memurlari arasinda seçilerek Ankara'da Hifzissihha Okulunda 1 ay kalarak Halk Sagligi seminerine katildim. Büyük istifadelerle de geri Alucra'ya döndüm.

KB: Alucra'dan neden ayrilma geregini duydunuz, emekliligi Alucra'da düsünmediniz mi?

Sükrü Göcen: Kendi istegimle tayin istemisti. Çocuklar büyümüs her biri üniversite egitimi için ayrilmak zorunda kalmisti. Alucra'dan ayrilmamin en büyük sebebi çocuklarin egitim hayatlaridir. Bunun için Istanbul'a tayin istedim. Istanbul'a tayin olduktan sonra Kartal Hükümet Tabipliginde çalismaya basladim ve buradan da emekli oldum. Alucra'dan Sebinkarahisar'a kadar bütün Alucra esnafi bizi ugurlamaya geldi, Alucra'dan Karahisar'a kadar agladigimi unutamam. Çünkü Alucra her seyim olmustu oradan ayrilmak çok zor olmustu. Otobüsçü Cere Demirag getirmisti beni Istanbul'a onu asla unutmam.

KB: Yazlari Alucra'ya gelir misiniz?

Sükrü Göcen: Alucra'ya maalesef uzun zamandir gidemiyorum, kendi evimiz yok Alucra'da ama sunu samimi olarak söylüyorum ki Alucra'daki tüm evler bizimdir. Kime gitsek bir Allah kulu da kapisini geri çevirmez çünkü biz böyle yetistik böyle gördük büyüklerimizden evlatlarimiza da böyle ögrettik. Misafir Alucralilar için çok kutsaldir. En nihayetinde kayinbiraderim Ünal Ahiskali'nin evide var, kendi evimden farki yoktur oraninda. Alucra'ya insallah Allah ömür nasip ederse tekrar gelip esle dostla görüsmek istiyorum.

KB: Alucra'da bu kadar yil memurluk yaptiniz, hiç enteresan bir olayla karsilastiniz mi?

Sükrü Göcen: 1974 Kibris savasi nedeniyle olabilecek yaralanmalara karsi Alucra'da nöbet tutup hali hazirda hazir kita görev basinda beklemistik. Bu olay çok ilginçti mesela Alucra ile Kibris'in nasil bir yakinligi varsa böyle bir olayi yasamistik.

KB: Alucra'nin Elmacik eski adiyla Havarna köyünde bir çig olayi olmustu, o olayi anlatir misiniz biraz, neler oldu o zaman?

Sükrü Göcen: Havarna köyü Alucra'nin çig felaketi ile karsi karsiya kalabilecegi sanirim tek köyü. Bir dere yataginda olan köyde de böylesine üzücü bir olay yasanmisti. 23 kisi maalesef hayatlarini kaybettiler. Soy isimleri Camci olan bir mahallede nerdeyse tamamen çig altinda kalmisti, 1-2 ay cesetlerine ulasilamadi ne yazik ki. Erzincan kol ordudan helikopter geldi helikopter yardimiyla köye gidilmisti. Allah rahmet etsin orada vefat edenlere, üzücü bir olaydi.

KB: Unutamadiginiz bir olay var mi, sizi üzen elinizi kolunuzu baglayan?

Sükrü Göcen: Evet, maalesef var öyle bir olay. Gürbulak eski adiyla Feygas köyünden Osman Uran'in kizi Fevzi Çakmak köyüne gelin olmustu. Bir dogum haberi gelince acilen saglik ocagina gitmistik, doktorumuzda Ekrem Ton'du. Dogum hastasi da bu Osman Uran'in Fevzi Çakmak'a gelin olan kiziydi. Dogum gerçeklesti fakat hastanin kan kaybini durduramiyorduk. Ne yaptiysak bir türlü durmuyordu, Doktorumuzun acilen hastanin tam tesekküllü bir hastaneye gitmesi için telefon basinda oradan oraya telefonlar açip yardim istiyordu. Erzincan kolordudan helikopter istemistik ama hava muhalefeti nedeniyle kalkmadigini söylemislerdi. Ve kizcagiz gözlerimizin önünde elimizden gelen her imkani yapmamiza ragmen kurtulamamisti. Bir kösede ben bir kösede Dr. Ekrem Ton bey'in hiçkiriklarini asla unutulacak gibi degildi.

KB: Alucra'daki göreviniz sadece saglik memurlugumuydu?

Sükrü Göcen: Aslinda imkanlarin kisitli olmasi nedeniyle biz yeri geldi doktor olduk, yeri geldi memur olduk yeri geldi tapucu bile olduk. Alucra'daki tüm saglik ocaklarinin ve saglik evlerinin tapu islerini takip edip açilmasina vesile olmustuk.

KB: Giresun Saglik Müdürlügüyle iliskileriniz nasildi, istediginiz ekipmanlari alabiliyormuydunuz?

Sükrü Göcen: Alucralilari maalesef o zamanlar kötü, cahil ve bir dagda yasayan imaji vardi Giresun'da. Halbuki bunun hiç yakindan uzaktan alakasi yoktu bu ön yargiyi kirmak için Alucralilar olarak kendimizi öyle tanittik ki misafirperverligimiz tüm ilçelere de nam salmisti. Giresun'un 44 saglik ocagi vardi o zamanlar ve ayda bir kez tüm saglik ocagi personeli toplanirdi. Günü birlik yaparlardi o zamanlar. Biz Alucra Saglik ocagi olarak bu 44 saglik ocagi teskilatini Alucra'ya davet edip basta il saglik müdürü olmak üzere tüm personeli Alucralilara yakisir vasiyette agirladik. Esnafindan memurundan herkes bir birliktelikle bunu basardi. Bizim misafirperverligimiz gelenleri öyle etkilemis ki Saglik Müdürünün Alucra'ya ilgisi çok ayri olmus, bir ricamiz yada talebimiz hiç bekletilmeden aninda yapilirdi.

KB: Son olarak Alucra'da yaygin bir VATANDAS meselesi var. Bu olayin asli astari nedir, anlatir misiniz?

Sükrü Göcen: Yil 1948… Alucra'da o zaman ulasim kamyonlarla yapilirdi. Kamyoncu Gökhan diye biri vardi, bu Gökhan saf ve temiz bir kisiydi. Tabii kamyoncu Gökhan'in Vatandas kelimesinin anlamini bilmemesi nedeniyle o yillardan bu güne kadar fikralasan  bu olayin bu sekilde yasanmasina vesile olmustur. Gökhan kamyona doldurur yolcuyu Egribel istikametinde keskin virajlarin birinde fren patlatir ve araci uçurumdan asagi atar. Kendiside o esnada arabadan atlayarak kurtulur. 8 yada 9 kiside vefat etmisti bu kazada hatta hatirladiklarimdan biride eski muhtar Cemal Simsek'in amcasiydi. Tabii savci çagirir Gökhan'i sorar: ”Yazik degil mi bu Vatandaslari ihmalin yüzünden öldürdün” diye. Gökhan da gayri ihtiyari onlar Vatandas degil ki onlar Alucra'li demesi  iste o günden bu güne dile gelen olayin hakikatidir.

Son olarak burada adini zikredemedigim bir çok kisi olabilir. Onlara da yasayanlara selamlarimi vefat edenlere de Hak Teala'dan rahmet diliyorum. Alucra benim gönlümde çok ayri bir yer edindi. Herkesle mutlaka bir hukukumuz vardir, ben onlara hakkimi helal ettim bu site bu röportaj vesilesiyle onlarda acizane bizlere haklarini helal etsinler. Herkese kucak dolusu selamlarimi en kalbi duygularla iletiyorum. Bana ulasmak isteyenlere telefon numaram asagida, belki bu yillarda bir hatiramizin oldugu bir arkadasimizin sesini duyup bahtiyar oluruz. Tüm Alucrahaber.com site ailesine bu röportaji düzenledikleri için tesekkür ediyor esenlikler diliyorum.

Sükrü GÖCEN

0535 573 30 080535 573 30 08

SÜKRÜ GÖCEN HAKKINDA KIM NE DÜSÜNDÜ? ONLARIN AGZINDAN DINLEDIK

Sükrü Bey, Alucranin doktoruydu, hizmet eriydi. Camii yapimindaki özverisi takdire sayandir. Onun emekleri ve hizmetleriyle bir araya gelen insanlar derneklesmeyi birlik ve beraberligi ögrendi.  Camii binasindaki katlilari ve ilçe insanina yaptigi hizmetler unutulamaz.Allah rizasi için çalisan bu ugurdada ilçesine hizmet eden biridir Sükrü Göcen. Kendilerine selam ve sevgilerimi yolluyorum.

Kasim Yagcioglu (Emekli Imam-i Hatip)

Sükrü Bey, bizim akranlarimiz arkadaslarimiz arasinda özel bir yeri olan arkadasimizdir. Uzun yillar askla sevkle saglik ocaginda görev yapti, ilçe insaninin hizmetinde bulundu. O dönemlerde doktoru kim tanir, kim bilirdi? Alucranin doktoru herseyi Sükrü Göcendi. Enistesi merhum Ibrahim Çitir'in dükkani onun ecza dolabiydi. Her türlü sikintisi olan mutlaka Sükrü Göcen'i bulurdu. Onun tavsiyesiyle yapabilecegi isleri yapar yapamadiklarina ise yönlendirerek çözümler üretirdi. 1969 yilinda kara yoluyla hacca gitmistim. Dönüste Irak'ta çetin kis aylarina denk geldik ve hastalandim. Alucra'ya geldigimde çok daha kötülestim. Sükrü bey muayene ettikden sonra durumun ciddi oldugunu Susehrinde doktorlarin birleserek açtigi bir hastahaneye gidip cigerlerimden tedavi olmam gerektigi acilen tavsiye etmisti. Dedigini yapmis tedavi sonrasi tekrar Alucraya dönmüstüm ama çokda iyilesememistim. (Bu esnada Hafiz amca göz yaslarina hakim olamadi) Alucraya geri döndüm ve 61 gün boyunca Sükrü beyefendi gelip özel olarak benimle ilgilendi ve igne ilaçlarimi kontrol etti. Acaba su zamanda kendi öz evladimiz olsa bu kadar ilgilenirmi, su zamanda bu kadar vefa olurmu bilemem ama Sükrü Göcen'in hakkini nasil öderiz bilemem. Sadece saglik alani degil suanki merkez büyük camiininde yapiminda öncülük edenlerin basindadir. Dini yasayisiyla, ahlaki ve müslümanligiyla hep örnek olmustur, hiçbir zaman maddiyati ön planda tutmamistir. Hep hizmet ehli olmustur. Ben kendilerine ilçemize yaptigi hizmetlerden ötürü bir kez daha tesekkür ediyor, haklarimizi helal ediyor kendilerininde üzerimizde olan haklarini helal etmesini diliyorum. Allah kendilerinden birkez daha razi olsun.

Hafiz Selahattin Yagcioglu

Sükrü Göcen degerli bir hizmet ve halk insaniydi. Gece gündüzü olmadan herkesin hizmetine kosan bir meslek asigi arkadasimizdi. Çok hosgörülü ve çok inançli biriydi. Görev yaptigi dönemlerde Alucranin sahibiydi adeta, herseyde o öncülük eder her manada ilçenin hizmetine kosardi. Doktor degildi ama O, bir doktordan daha fazla bilgiye sahipti, ilçemizin fahri doktoruydu. Kalbinin temizligi ve safligi kadar, nazik ve hosgörüsünü asla unutamam. Emeklerinden ve hizmetlerinden dolayi tesekkür ederim.

Ömer Gülal (Emekli Posta Memuru)

Sükrü  agabey Alucramizin yetistirdigi degerli insanlardan biridir. Yasaminin büyük bir bölümünü Alucra'da Alucraliya hizmetle geçirmistir.  Doktorlarin gelmedigi, gelipde durmadigi dönemlerde herkesin doktorlugunu yapmistir. O,  Alucranin vefakar Çinaridir.

Bizim kusagin sevgili agabeyidir. Onunla 1,5 yil beraber çalisma sansina sahip oldum, çok sey ögrendim ondan.. Sonra Istanbul'a nakletti, burada da hizmetlerine devam etti. Dügünde, cenazede, bayramda hep o vardi. Erinmeden dostlarinin yanina gitmek telefonla aramak onun bir özelligidir. Alucra onun için bir yudum su sevgi ve özlemdir.

Sevgili Sükrü agabey, hayat arkadasin Mükerrem Ablayla çocuklarin ve torunlarinla saglikli  ve mutlu bir yasam diliyorum. Seni sevgi ve saygiyla selamliyorum. Daha nice saglikli ve huzurlu yillara...

Eczaci Muhlis AKMEN

Sükrü agabey, ilçemize çok hizmetleri olmus Alucranin degerli bir büyügüdür. Kendisini çok severim, nazimizin hatirimizin fazlasiyla geçtigi hizmet insanidir. Alucrada emeginin olmadigi bir kimse yokturdur, herkesle mutlaka bir saglik alani olsun yada baska konular olsun mutlaka bir faydasi olmustur. Insanlari asla kirmaz, mutlaka yardimci olmaya çalisirdi. Kendisine selamlarimi iletir, Alucra'da da kendilerini görmek isteriz.

Süleyman Bulutcu

IZ BIRAKANLAR

Insanlarin en hayirlisi insanlara faydali olanidir. En yararli mesleklerden biride hekimlik ve insan sagligiyla mesguliyettir. Çaresizlik içerisinde kivranan bir insani huzura kavusturmanin degerini en iyi hastalar bilir. Bu bakimdan aci çeken insanlara faydali olmak için çirpinan hekimlerin niyetlerinin halisligi oraninda ecir ve dua kazanacaklari muhakkaktir.

Sükrü agabeyimiz ilçemizin Ulu Çinaridir, Doktorudur, herseyidir. Herkese hizmet etmis, toplumun herkesimi kucaklamistir. Yillarca yokluk içerisinde samimi bir inançla, gayretleriyle ilçemizde unutulmazlar arasinda IZ BIRAKMISTIR. Bu mührü bu millet asla unutmaz. Balik bilmezse Halik bilir. Degerli agabeyimin ellerinden öper hürmetlerimi sunarim.

Osman Dikbas (Alucra Emekli Milli Egitim Müdürü)

Ben Sükrü Göcen Agabeyin torunlari yasindayim, kendisini bu kadar kisa sürede tanimama ragmen ondan aldigim elektrigi ve Alucra Sevdasini burada kelimelere dökmeye gücüm yetmez. Alucra için gecesini gündüzüne katan kaç kisi çikar diye sorsam yada Sükrü Göcen'in yaptigi fedakarliklarin yarisinida olsa kim yapar diye sorsam sanirim cevap alamam. Bu röportaj sonrasi Alucra'da Sükrü Göcen'i kime sorduysam mutlaka bir anisi hikayesi olmustur. Bu yaziyi tamamladiktan sonra 25-30 kisiye Sükrü Göcen'i sordum hepside "Allah razi  olsun Sükrü Beyden, O, Alucra için önemli bir Hizmet Eriydi" cümlesini tekrarladi. Demek ki iz birakmak, gönüllere kazinmak bu olsa gerek. Bana Tunceli'de görev yaparken öz evladinin havale geçirip Elazig'a getirmesi burda da doktora geç yetistirmesi sonucunda evladigini yitirdigi olayi anlatmisti. Bu olay ruhumda çok derin izler birakti sizlerle paylasayim.

Sükrü Beyin ilk evladi Tunceli'de dogar. Ilerleyen süreç içerisinde hastalanan ve havale geçiren çocuklarini Elazig'a daha iyi sartlarda muayene ettirmek için getirirler. Otelde kalir bir süre Göcen çifti. Daha sonra doktorlarin verdigi tedaviye geç kalindigi için evlatlarini kurtaramazlar ve Elazig'da vefat eder orayada gömülür.

Alucrada ise söyle bir olayla karsilasir. Bir gün evinden disari çiktiginda bir annenin feryadini isitir, bagrismayi duyunca saglik ocagina giren Sükrü Göcen sedyede bir çocugun havale geçirdigini ve ölüm kalim noktasinda oldugunu fark eder. Doktor Mehmet Gülal'a haber verilmis Saglik Ocagina gelmesi beklenmektedir. Derhal havlu ve çarsafi islatir, bu islak bezleri çocuga sararak atesinin düsmesini saglar. Derken Elazig'da vefat eden evladinin hali gözü önüne gelir ve ordaki doktorun çocuguna yaptigi igne ilaçlari bu hasta çocuga yapar. Doktor Mehmet Gülal gelir ve Sükrü bey yaptigi ilaci igneyi söyler, doktor Gülal müdahale yapmadan odasina çekilir. Bir süre sonra çocuk rahatlar ve kendine gelmeye baslar. Sükrü agabey "kendi evladimi kaybettim ama bu çocugun yasamasina vesile olmustum" demesi beni çok etkilemisti.

Kendilerine ve degerli esleri Mükerrem ablamiza yüce mevladan saglikli sihhatli bir ömür niyaz ediyorum. Allah kendilerinden ebeden razi olsun.

Kadir Bekiroglu (Bilgisayar Mühendisi-Alucrahaber.com Editörü)

Babamiz, hayati maneviyati, insan sevgisi,yardimseverligi, dost canlisi olusu, cömertligi, cocuklarina olan olaganüstü ilgisi ile biz çocuklari ve torunlarina idol olmus ve onun gibi yasamayi amaç edinmis bulunmaktayiz. Allaha binlerce kez sükürler olsun ki Sükrü Göcen bizim babamiz. Allah saglikli sihhatli uzun ömürler versin, basimizdan ve bizlerden eksik etmesin.

Çocuklari ( Berrin-Bülent-Bilge-Bengü )


Sükrü Göcen ve Mukerrem Göcen Hanimefendi

Yasar Ekmen, Bölük Komutani, Sükrü Göcen, Necati Eker, Osman Özkul, Hüseyin Aybar, Av.Hüsamettin Demiröz, Mustafa Kapti, Cafer Köymen

Sükrü Özel, Arif Ayvali, Mehmet Küçük,  ... Esgünoglu, Hemsire Senem, Safiye Keti, Saniye Yagmur, Sükrü Göcen, Dr.Mehmet Gülal, Dr.Ekrem Ton, Ismail Tali, Hüseyin Perçin

Astegmen Sükrü Göcen, Tevfik Bey (Ekmen), Ibrahim Çitir, Rüstem Yakupoglu, Orhan Bulutcu, Selahattin Tekisik, Bankaci Ömer Demirag, Albay Mustafa Gültenin, Enver abi

Cevdet Eksi - Sükrü Göcen (12-05-1949)

Mürsel Metinyurt, Dr.Sükriye Çiper, Dr. Necmettin Çiper, Sükrü Göcen, Ismail Tali, Sevim Ebe, Sükrü Akgün

Hasan Paça, Hüseyin Akmen, Lokantaci Abdullah Süleymanoglu, Sükrü Göcen, Salih Taskin, Kadir Kiziloglu, (Sucu)Nuri Bekçi, Tahsin Dikbas

Yilmaz Toygar, Rafet Bölükbas, Sükrü Göcen, Süleyman Ahiskali, Zekeriya Çitir, Taner Belgutay, Fevzi Çitir, Baki Çitir

Sükrü Göcen oglu Bülent Göcen ve torunlari Begüm, Ozan, Oguzhan Ve Taha

Call Send SMS Add to Skype You'll need Skype CreditFree via Skype
 
 
13 Kasım 2009 Cuma 16:29
Okunma: 8382
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Arşiv
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak02:48
  • Güneş05:01
  • Öğlen12:44
  • İkindi16:42
  • Akşam20:06
  • Yatsı21:59
 
Anket
Alucra'nın Gelişiminde Öncelik Ne Olmalı?
Sosyal ve Kültürel Tesisler
Kültürel Festival ve Eğlenceler
Üniversitemizin Büyümesi ve Gelişmesi
Nüfusun ve Şehirleşmenin Büyümesi
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
Tarihte Bugün
1774 - Kazak isyanı önderi Pugaçev idam edildi.
1817 - Mississippi, A.B.D. nin 20. eyaleti olarak birliğe katıldı.
1863 - Londra metrosu açıldı.
1898 - İspanyol-Amerikan savaşı sonrası Küba İspanya'dan bağımsızlığını kazandı.
1901 - İlk Nobel ödülleri verildi.
1902 - Mısır'da Nil nehri üzerinde inşa edilen Aswan Barajı hizmete girdi.
1906 - Theodore Roosevelt, Rus-Japon Savaşının sona ermesinde oynadığı arabuluculuk rolünden dolayı, Nobel Barış Ödülü'nü alan ilk Amerikalı oldu.
1923 - İrlandalı şair William Butler Yeats Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.
1927 - Fransız filozof Henri Bergson Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.
1929 - Alman yazar Thomas Mann Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.
1941 - Malaya açıklarında Prince of Wales ve Repulse olmak üzere Kraliyet Donanmasına ait iki zırhlı Japon İmparatorluk Deniz Kuvvetleri'ne bağlı torpido bombardıman uçakları tarafından batırıldı.
1948 - Birleşmiş Milletler Meclisi, İnsan Hakları Bildirgesini kabul etti. Türkiye İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ne kabul oyu verdi.
1956 - Macaristan'da çatışmalar başladı, sıkıyönetim ilan edildi.
1964 - Martin Luther King Nobel barış Ödülü'nü aldı.
1970 - Rus yazar Aleksandr Soljenitsin Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.
1971 - Aralarında Türkiye İşçi Partisi Genel Sekreteri Tarık Ziya Ekinci'nin de bulunduğu 26 sanıklı Devrimci Doğu Kültür Ocakları davasına Diyarbakır'da başlandı.
1975 - Rus bilim insanı Andrey Saharov Nobel Barış Ödülü'nü aldı.
1977 - Uluslararası Af Örgütü Nobel Barış Ödülü'nü aldı.
1977 - İstanbul Toptaşı Cezaevi'nden 9 siyasi tutuklu kaçtı.
1978 - Enver Sedat ve Menahem Begin Nobel Barış Ödülü'nü aldı.
1979 - Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Gürer Aykal görevinden alınmıştı. 10 Aralık günü bu göreve İsmet Kurt'un atanması üzerine Devlet Opera ve Balesi çalışanları Carmina Burana'nın sahnelenmesine katılmama kararı aldı. Kurt iki gün sonra istifa etti.
1979 - Rahibe Teresa Nobel Barış Ödülü'nü aldı.
1982 - Günaydın gazetesi yayın hayatına başladı.
1983 - Arjantin'de askeri rejim sona erdi; Arjantin'in 8 yıldan sonra ilk sivil başkanı Raul Alfonsin oldu.
1983 - Polonyalı Dayanışma Sendikası lideri Lech Walesa Nobel Barış Ödülü'nü aldı.
1984 - Güney Afrika'lı Piskopos Desmond Tutu Nobel Barış Ödülü'nü aldı.
1987 - Sedat Simavi Basın Ödülü Uğur Mumcu'ya verildi.
1987 - İnsan Hakları Derneği "Genel Af ve Ölüm Cezalarının Kaldırılması" talepli 130 bin imzalı dilekçeyi Meclis Genel Sekreterliği'ne sundu.
1988 - Türkiye'de ilk karaciğer nakli ameliyatı yapıldı. Ameliyatı, Ankara Hacettepe Üniversitesi'nden Prof.Dr. Mehmet Haberal gerçekleştirdi.
1988 - Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in veto ettiği öğrenci affı yasası Meclis'te tekrar kabul edildi. Yasa, üniversitelerde türbana izin veriyordu.
1988 - Mısırlı Necip Mahfuz Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.
1989 - Aliağa'da çevre şenliği yapıldı.
1993 - Güvenlik kuvvetleri Özgür Gündem gazetesinin İstanbul Kadırga'daki merkezini bastı ve tüm çalışanları gözaltına aldı.
1994 - Yaser Arafat, Shimon Perez ve Yitzhak Rabin Nobel Barış Ödülü'nü aldılar.
1994 - TBMM TV ( Meclis Tv) kuruldu.
2002 - Stanford Üniversitesi insan embriyosu klonlayacağını açıkladı.
2002 - Eski Amerikan Başkanı Jimmy Carter, 1970 lerde Orta Doğu'da sürdürdüğü diplomatik arabuluculuklarından dolayı Nobel Barış Ödülü'nü aldı.
2002 - Kuzey Kore`den gelen Scud füzeleri taşıyan bir gemi Umman denizinde İspanyol donanması tarafından durduruldu.
2002 - Bangladeş gözaltına aldığı iki Avrupalı gazeteciyi serbest bıraktı.
2003 - İranlı Shirin Ebadi, Nobel Barış Ödülü'nü alan ilk müslüman kadın oldu.
2005 - 10 Aralık Hareketi ilk toplantısını İstanbul Dedeman Oteli'nde gerçekleştirdi.
 
Süper Loto
08.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu040619233854
 
 
Kurumsal

İçerik

    Gündem

    Siyaset

    Teknoloji

    alucrahaber