Ana Sayfa Röportajlar Alucra Tarihinde İz Bırakanlar - ŞÜKRÜ GÖCEN

Alucra Tarihinde İz Bırakanlar - ŞÜKRÜ GÖCEN

2009 Haziran ayıydı, anne tarafimdan akrabam olan Ahmet Ahıskalı'nın nikâh merasimine gitmistim. Nikah'ta keramet vardır derler ya gerçekten varmış, o kerameti Alucra adına ömrünü vermiş bir büyüğümle tanışma bahtiyarlığına ererek gördüm.

Giriş Tarihi: 13 Kasım 2009 Cuma 16:29
Alucra Tarihinde İz Bırakanlar - ŞÜKRÜ GÖCEN

Nikah öncesiydi, nikaha gelen akrabalarla hasbihal ederken bir ablamız adının Berrin Çelik olduğunu ifade ederek yanıma yaklaştı ve anne babamla sınıf arkadaşı olduğunu, çocukluklarının beraber geçtiği ifade etti. Sevinmiş, anne babamın bir dostuyla, arkadaşıyla tanışmanın mutluluğunu yaşamıştım.

Sohbet ilerledikçe bana, ”Alucrahaber.com’un editörü sen misin?” diye sorup, evet cevabını aldıktan sonra biraz serzenişte bulundu. Siteyi yakinen takip ettiğini, Alucra ile ilgili bir çok anısı, hatırası ve hayatını mesleğine adayan bir Alucra Sevdalısı olan babasıyla (Şükrü Göcen) neden hiçbir haberin yayınlanmadığından şikayette bulunmuştu. Tabii o güne kadar  kendisini tanımıyordum ve de  babası hakkında hiçbir bilgiye sahip değildim.

Derken babası Şükrü Göcen ağabeyimiz yanımıza geldi, elini öperek kendisiyle tanışmak istediğimi belirttiğimde memnuniyetini ifade edip söze kimlerdensin diye sorarak başladı. Kendimi tanıtıp, ailemden bahsettiğimde, hatta benim bile tanımadığım akrabalarımı, ailemi anlatarak  geçmişi ve o insanları hayırla yad etme fırsatını sundu.

Kafaya koymuştum, Alucra adına böylesine önem arz eden birinin asla peşini bırakmayacak Alucra’nın tarihi adına yeni yetişen kuşaklara, gençlere geçmişteki Alucra’nın birliğini beraberliğini ve o yıllardaki şartları anlatacak bir röportaj yapacaktım. Hatta aklımdan büyüklerimizi de o eski günlere götürmek hatırlamalarını bir kez daha canlandırmak istiyordum. Nikah sonrası Şükrü Göcen ağabeyimize bir röportaj teklif ettiğimde memnuniyetle kabul ederek onunda Alucra adına anlatacağı çok şeyin olduğunu, 32 yıllık memuriyetinde binlerce anısının olduğunu söyledi.

Çok sevinmiştim, röportaj için torunu Taha Çelik ile görüşme yaparak  müsait bir vaktini bekledim, ve nihayet röportaj için acizane bu fakiri davet ettiler. Günlerden C.tesi idi, fotoğraf makinemin şarj cihazını Okmeydanı’nda bir arkadaşımda unutmuşum, makinenin şarjı azalmıştı. Ses kayıt cihazını kontrol ederken aksilik olacak ya yanlış bir hareketimle cihazın yazılımının bozulmasına neden oldum bir daha da çalıştıramadım. O kadar moralim bozulmuştu ki ses kayıtları benim için resimden daha da önemliydi çünkü gelecekte Alucra’nın arşivi adına önemli bir kayıttı bunlar. Aksiliğin aksiliği doğurduğu bir gündü ama pes etmedim ve adreslerini alıp torunu Taha Çelik ile buluşacağım yere hareket ettim. 

Nihayetinde Şükrü amcanın evinde idim  ve işte Alucra adına bilmediğimiz o eşsiz hatıralara başladık…Umarım bu eşsiz hatıralardan keyif alırsınız…

Bismillah deyip başladık sohbetimize…

KB: Sizi tanıyabilirmiyiz, kimdir Şükrü Göcen diye sorsam?
 
Şükrü Göcen: 1930 Alucra’nın Fevzi Çakmak köyünde doğdum.  1 kız 3 erkek olmak üzere 4 kardeşiz.  9 yaşıma kadar köyde ikamet  ettim. İmkanlarımız o zamanlarda çok kısıtlıydı, fakirlik, garibanlık hat safhada idi. Bende köyün hayvanlarını otlatır aileme yardım ederdim. 9 yaşına kadar köyde çobancılık yaptım, sonrada Alucra’ya yerleştim.
 
KB: Alucra’ya ailecek mi yerleştiniz?
 
Şükrü Göcen: Hayır, 27 Aralık 1939’da Büyük Erzincan Depremi olmuştu. Alucra’da esnaf olan ve ticaretle uğraşan halamın eşi İbrahim Çıtır’ın tek çocuğu Mustafa’da bu depremde vefat etti. Onun yerine beni okutmak isteyen halam ve eniştem beni köyden yanlarına alarak okula kaydettirdi. Çocuklarının acılarını unutturmak hem de eğitim almak için Alucra’ya gelmem bu şekilde olmuştur.
 
KB: 1939 Erzincan Depreminden başka tanıdığınız var mıydı vefat eden? Biraz bahsedermisiniz o günleri…
 
Şükrü Göcen: Tabii ki de..Ölenlenlerden birisi halamın oğlu Mustafa’ydı. Çok genç yaştaydı, eniştem İbrahim Çıtır Alucra’nın ileri gelen esnaflarındandı, evlatlarının vefatı onları çok üzmüştü. 27 Aralık olması nedeniyle de malumunuz kış ayı ve inanılmaz da bir kış vardı. Tabii elektirik yok tam bir mahrumiyetti o günler. İnsanlar yıkılan evleri, hasar gören binaları nedeniyle barakalar yapmış burada geçiriyordu günlerini. Çok zor şartlardı o günler, Allah yaşatmasın bir daha. Sadece halamın oğlu değil onun dışında 35 kişi daha vefat etmişti bu depremde Alucra’da.
 
KB: Kimlerdi bunlar? Hatırladıklarınız var mı?
 
Şükrü Göcen: Hatırladıklarımdan biri de daha önce röportaj yaptığın Gücük Osman’ın hanımı, hanımının annesi, babası, Tepe mahalleden Tepeli Dervişler, Rıza, çocukları, hanımı vefat etmişti. Aklımda kalan isimler böyle…
 
KB: Allah Rahmet eylesin hepsine…Peki eğitim hayatınız nasıldı? Nasıl başladı bu serüven?
 
Şükrü Göcen: Alucra’da o zaman tek bir okul vardı. O da şuan ki öğretmen evi, eski Alucra Lisesinin olduğu binaydı. Tek katlı ve 5 sınıflı bir okuldu burası. Burada okula başladım. Depremde burası da zarar görmüştü ama sonradan tadilat yaptılar tabii. 5 yıl bu okulda okudum tabii orta okula da gitmek istiyordum. Alucra da o zamanlar orta okul yoktu, Şebinkarahisar’da ve Giresun’da vardı. Bende Orta okulu okumak için akrabalarımın da olduğu Giresun’a tercih ettim ve oraya okumaya gittim.
 
KB: Giresun’a nasıl gelir giderdiniz? O zaman şartlar nasıldı?
 
Şükrü Göcen: Giresun gitmek o zaman 1,5 gün sürerdi. Yol yok gitmeye, araç yok binmeye. Kamyonlar vardı üstü açık onlarla giderdik. Eğribel tam bir çile yoluydu ve 12-13 tane uçurum olan virajlar vardı. Bu virajlar çok keskin kamyon dönemezdi, insanları indirirlerdi araçtan 6-7 manevra ile zar zor dönerdi bu yollarda. Vakit gece olurdu tabii eğribelden inene kadar. Geceyi Tamdere’de  yatarak geçirirdik. Ertesi gün yine kamyonun sırtında devam ederdik yolculuğumuza. Haziran sonu temmuz ayı başlarında ise aynı şekilde Alucra’ya geri dönerdik.
 
KB: Nasıldı Giresun’da eğitim, zormuydu?

Şükrü Göcen: Zordu, o zaman Giresun’dakiler Alucralıları beğenmez, geri kalmış ve hakir görürdü. Tabii şartlar kısıtlıydı, bir çok şeyi görmeyen saf köylü insanıydı Alucralı, gelişmemişti. Ama buna nazaran Alucralılar mert ve çok misafir perverdi. Bunu bilemedikleri için Giresun böyle bir intiba vardı o zamanlar. Orta okulda okurken zorlanmıştım. Sınıf arkadaşlarımdan Öztürk Serengil(sinema sanatçısı) bana yardımcı olmuştu ortama alışmam, uyum sağlamam noktasında. Öztürk’ün babası da bizim tarih öğretmenimizdi.  Temiz, saf ve efendiliğimizle öğretmenlerimizin de dikkatini çekmiştik, başarılıda olmuştum.
 
KB: Sizinle beraber okuyan başka Alucra’lı var mıydı? Zorlandınız mı okulu bitirmekte?
 
Şükrü Göcen: Vardı, Merhum Veteriner Yusuf Dolu, Ali Köymen,  Şükrü Çıtır, Temel Kımıl, Hüseyin Akmen ve Resul Ömeroğlu okul arkadaşlarımdı. Okul zordu gerçekten, haziranda sınavları bitirdikten sonra mezun olacaklar için Milli Eğitim Bakanlığı tarafında bir sınav daha yapılırdı. Bu sınavda başarılı olanlar mezun sayılırdı başarılı olamayanlar tekrar bir yıl daha okurdu. Bende Bakanlığın yaptığı bu Matematik, Türkçe ve Tabiat sınavına girmiştim. Sorular kapalı zarf usulü bakanlıktan gelirdi. Talebelerin künye bilgileri yazılı olan soru kağıtları gelir, sınav sonrası ise sınav heyeti kalanları geçenleri açıklardı. Bende sınavlardan çıktım sonuçların açıklanmasını bekliyordum birde duydum ki açıklanmış okul camında ilan edilmiş isimler. Bu sınavlara 80 kişi girmiştik 11 kişi geçmiş, birde baktım ki  11. sırada benim ismim yazıyor. Çok heyecanlanmış seviniyordum, müdür yardımcısı Muammer Tekdal isimli öğretmenimiz benim sevincimi görünce beni tebrik edip mutluluğuma ortak olmuştu, Allah rahmet etsin vefat ettiyse…
 
KB: Orta okul sonrası ne yaptınız?
 
Şükrü Göcen: Okul sonrası Alucra’da ticaretle uğraşan eniştem İbrahim Çıtır’ın yanına çalışmaya geldim, artık burada çalışacaktım. Orta okul mezunu olmak o dönemlerde zor ve önemli bir işti. Sonra işittim ki lise mezunlarını askerde yedek subay yapıyorlar. Bende Liseyi nasıl okurum diye kendimce planlar yapıyordum. Lise o zaman Karadeniz de sadece Samsun ve Trabzon’da vardı. Tabii o yıl kayıt yaptıramadım ve Alucra Fevzi Çakmak Köyünde vekil öğretmenlik yaptım.
 
KB: Nasıldı o zaman ki Eğitim şartları?
 
Şükrü Göcen: Kolay iş hiçbir zaman olmamıştı, zordu tabii ama okullar o zaman açıktı. Yıl 1948-1949 yılları, o zaman Alucra’nın Aktepe, Boyluca, Karabörk ve F.Çakmak köylerinin okulları açıktı. Şimdi yıl 2009 okullar kapalı maalesef. Öğretmenlik yaptığım 1948-1949 yılları benim için önemli tecrübeleri edindiğim yıllardı. Köyde 3 öğretmendik ve 5 ayrı sınıfta ders anlatıyorduk. Bu okulları da devlet değil de o zamanın köylüleri imece usulü kendi imkanlarıyla yapmışlardı, işte köy ahalisi bu kadar önem veriyorlardı bu okullara.
 
KB: Öğretmelik hayatınız ne kadar sürdü?
 
Şükrü Göcen: 1 yıl vekil öğretmenlik dışında başka bir görevim olmadı. Liseye kayıt olmaya karar vermiştim ve o dönem Ankara Sağlık Kolejine kura ile başvurdum. Kurayı kazandığımda çok sevinmiştim. Bu kurada Alucra Milletvekili olan sayın Tevfik Ekmen’in çok büyük katkısı olmuştur. Onun benim için yaptığı fedakarlığı unutamam, hatta Sağlık Bakanı Kemal Beyazıt’a telefonla haber yollamıştı Tevfik Bey. Oda kayıt için sonradan gördüğüm dosyamda Sağlık Bakanı Kemal Beyazıt’ın emirleri ve görüşleri doğrultusunda kayıtları yapılmıştır notunu görmüştüm.
 
KB: Velinizde Sağlık Bakanı Kemal Beyazıt mıydı?
 
Şükrü Göcen: Hayır o değildi, velim yine Alucra Karabörk köyünden olan Ankara Emniyet Amirliğinde görevli Komiser Sabri Talı idi. Vekili, Amiri memleketinin insanına o zaman çok sahip çıkar kollardı, şimdiki gibi siyasi çıkar yoktu, insanlık vardı, yardımlaşma vardı.
 
KB: Sağlık Kolejindeki öğrencilik hayatınız nasıl geçti?
 
Şükrü Göcen: 3 yılda tamamlamıştım okulu, yatılı kalıyordum. Eğitim şartlarımız çok iyi ve kaliteliydi. Sağlık Bakanlığının yanındaydı binamız. Şuan ki bir tıp fakültesinin aldığı eğitimden fazlamız vardı eksiğimiz yoktu, çok kaliteli eğitmenlerimiz vardı. İşi severek isteyerek öğrenmiştim.
 
Şükrü GöcenKB: Alucra’lı arkadaşınız var mıydı Ankara’da?
 
Şükrü Göcen: Vardı olmaz mı, Alucralının olmadığı yer olur mu. Yaşar Bulutçu vardı okul arkadaşımdı. Mehmet Bulutçu ağabeyin oğluydu.
 
KB: Okul bittikten sonra ne yaptınız, ilk görev yeriniz nereydi?
 
Şükrü Göcen: Sağlık Bakanı Kemal Beyazıt mezun olan bütün arkadaşları Doğu ve Güney Doğu Anadolu’ya tayin etmişti. Bende 29 Eylül 1952 tarihinde ilk görev yerim olan Bitlis Sağlık Müdürlüğüne Sağlık Memuru olarak atandım ve burada göreve başladım.
 
KB: Nasıldı oralar, ne kadar kaldınız Bitlis’de?
 
Şükrü Göcen: Tabii şartlar çok kötüydü, memur sayısı yok denecek kadar az. İmkanlar müsait değil, fakirlik hat safhada. Birde kışlar çok çetindi. Mahrumiyet bölgesiydi, resime bakarsan görürsün telgraf direklerinin boyunca kar yağmıştı. Bitlis’de bu şartlarda 8 ay kaldım.
 
KB: Bitlis sonrası Alucra’ya mı geldiniz?
 
Şükrü Göcen: Hayır, askerlik kararı aldırmıştım. 1 mayıs 1953’de Yedek Subay okuluna Ankara’ya geldim. 15 gün bu okulda kaldım sonra mülakatlarla sınıflara ayrıldık. Ben süvari sınıfına düşmüştüm, süvari eğitimi için İstanbul Ayazağa Maslak Süvari okuluna gelip 6 ay acemi eğitimi aldım. Daha sonra Süvari Asteğmen olarak Ağrı ili Doğubayazıt ilçesine 11.süvari alayına takım komutanı olarak atandım, 6 ay sonra teğmen olup, 18 ay içerisinde de teskeremi buradan aldım.
 
KB: Askerlik sonrası Bitlis’e mi döndünüz?
 
Şükrü Göcen: Hayır, Bakanlık beni Tunceli Valiliğine atadı. Valilik’te beni Çemişgezek ilçesine Sağlık Memuru olarak atadı. Tabii Çemişgezek’e gitmeden önce Alucra’ya gitmiştim  bu arada Mükerrem Ahıskalı ile evlendim.  1 aylık evliydim tabii Tunceli olunca eşim gelmedi, ikna edememiştim kendisini daha sonra kendisi ikna ettim. İlk defa gidecektim tabii Çemişgezek’e o yıllar yol nerde, araç nerde! Fırat nehri kenarından Munzur dağı eteklerinde olan bir ilçe Çemişgezek. İptidai bir sal ile gidilirdi,bu salda araçlar, insanlar hatta hayvanlarda olurdu. Şartlar çok zordu o yıllar tüm Türkiye’de. Çemişgezek’e kısa sürede alışmıştım, yeşillik bağlık bahçelik bir ilçeydi. Doğal güzelliği halukulardeydi. Her şeyden evvel halkı çok misafir perver, yabancı olanlara çok hizmet ederdi. 3,5 yıl kaldım Çemişgezek’te ve insanların o misafirlik anlayışını asla unutamam.
 
KB: Alucra’ya nasıl geldiniz peki?
 
Şükrü Göcen: Çemişgezek’te birlikte görev yaptığım arkadaşım Dr. Necdet Tuna’nın İzmir’e tayini çıkmış, eşyalarını götürüyordu, bizde eşimle  izine Alucra’ya gidiyorduk. Sivas’a kadar beraber geldik. Yolculuk esnasında ben orda olmadıktan sonra seni orda bıraktırmam demişti. Tabii ben aslında çokta ümitli değildim,tayinin olmasından. Alucra’ya izine geldikten 3 gün sonra bir telgraf geldi, Ankara’da bizim işi halletmiş beni Giresun Valiliği emrine tayin ettirmiş onu haber veriyordu Dr. Necdet bey.
 
KB: Alucra maceranız ne zaman başladı?
 
Şükrü Göcen: İşte bu telgraftan sonra bende Alucra’ya tayin olmuş, Haziran 1957’de Alucra’da görevime başlamıştım. Alucra’daki görevim hükümet tabipliğinde,Sağlık merkezinde ve Sağlık ocağında memur olarak sürdü. 29 Ekim 1982 yılına kadar Alucra’da mesleğimi seve seve  yerine getirdim. 25 yıl Alucra’da kaldım.
 
KB: Maşallah, evet artık Alucra’dasınız, Alucra nasıldı o yıllarda, biraz Alucra’yı anlatırmısınız?
 
Şükrü Göcen: Alucra çok uzun zaman doktoru olmayan, sahipsiz, gariban, kimsesiz bir ilçeydi. Yeri geldi doktorluk görevi bile yaptık. Sağlık memurunun görevi olmayan çok acil ve önemli hayati vakalarda müdahalelerde bulunarak insanların yaşamlarının kurtulmalarına vesile olduk. O yıllar yoksulluğun ve fakirliğin hat safhada olduğu yıllardı. Adli vakalar çok olurdu, köylere ya at ile yada varsa şayet traktörle giderdik. Yolun olmadığı köy sayısı fazlaydı o yüzden at bizim en önemli ulaşım aracımızdı.
 
KB: Adli Vaka dediniz de, nasıl vakalardı bunlar biraz anlatırmısınız?
 
Şükrü Göcen: Mesela kaza olmuş yaralı olarak gelen insana müdahale etmek bizim görevimiz değildi. Ama doktor yok, adam da kan kaybından ölecek, sevk edelim desek yolda ölür, gidecek yerde yok götürecek araçta. Hadi araç bulundu diyelim o zamanlar para yok. Müdahale edilmese ölecek bu kesin, bizde bu tip adli vakalara vicdanımın sesine kulak verip insana insan olduğu için yardım etmeyi tercih ettim.
 
KB: Unutamadığınız bir adli vaka örneği var mı?

Şükrü Göcen: Olmaz mı, bir gün Babapınar (parak) köyünden bir evin bir oğluymuş damdan aşağı düşmüş kafasını sac kesmiş. Yaralı olarak getirdiler merkeze müdahale etme şansımız yok gibiydi, Giresun yada Sivas’a artık yol nerenin açıksa oraya gitmesi lazım hastanın. Adamların ne parası var gitmeye nede arabası. Adama seni Sivas’a yada Giresun’a gitmen gerekli desem de öleceksem burada ölecem ama yola çıkmayacam dedi. Bende buna istinaden elimden geldiğince el becerisiyle kesilen yeri diktim tam 32 dikiş attım adama ve Allaha şükür adamı kurtardık. Tamamen iyileşince de teşekküre yanıma geldi.
 
KB: Hükümet tabipliği o zaman neredeydi, nereye gelirdi hastalar?
 
Şükrü Göcen: Hükümet tabipliği şuan ki hükümet binasının karşısında bulunan Cemal Şimşeklerin eviydi. Şu anki hükümet binasının orda da baraka bir bina vardı. Tüm memurlar o barakada toplanırdı. 1948’de şuan ki hükümet binası yapıldı.
 
KB: Sağlık ocağı ne zaman açıldı Alucra’da?
 
Şükrü Göcen: 1964-65 yılında şuan ki sağlık ocağı,lojman ve iki hizmet binasıyla açıldı.
 
KB: O dönemlerde Alucra’nın ileri gelenleri kimlerdi?
 
Şükrü Göcen: Bulutçu ailesi o yılların ileri gelenlerindendi, şimdi Alucra’da kimse yok o aileden ama o zamanlar hepsi Alucra’daydı. Turan, Orhan ve Süleyman Bulutçu vardı. Çıtırlardan İbrahim, Fevzi ve Temel, Cıbızlardan(Yurtsever) İbrahim ve Mehmet vardı. Hasan Kınık, deden Kadir Bekiroğlu, hafız Selahattin, Cevdet-Cavit ve Rıfat Ekşi, İbrahim Bayraktar, Niyazi-Nazım ve Muammer Döğenci, Bilal ve sobacı İbrahim Bekçi, Sucu Nuri Bekçi, Hüseyin Tepe, İhsan Dikbaş, Mesut Paça, Fotoğrafçı Yunis Karaçayır, Kazım Dandır, eski reislerden Yaşar Ekmen, Lütfü Akmen, Hüseyin Çıtır(şişman), ve Alucra’ya fırıncılık mesleğini Rumlardan öğrenerek ilk fırını açan Alucra’nın ilk fırıncısı sonradan da kaynatam olan Adil Ahıskalı ile mesleği Adil ustadan öğrenen Emin Ağa, Mesut Avcı, Rahmi Avcı, Lokantacı Yunis Toker, Hüseyin Tiryaki bunlar esnaf kısmıydı. Birde memur kısmı var ki onlarda şöyle: Rüstem Yakupoğlu, Nazım Ekiz, Tevfik Ekmen, Yusuf Köymen, Kadir Kızıloğlu, Kasım Yağcıoğlu, Ömer ve Osman Gülal.
 
Şükrü GöcenKB: Siyaset nasıldı o dönemlerde Alucra’da?
 
Şükrü Göcen: Alucra’da o yıllar yoksulluk vardı ama büyükte bir birlik beraberlik vardı. 1950 yılı seçimlerine kadar particilik yoktu Alucra’da. 1950 sonrası Demokrat parti Alucra’da kazanmıştı. Tabii Demokrat parti öncesi herkes halk partiliydi ama Demokrat parti rüzgarı Alucra’da da etkili olmuş ve Demokrat parti Alucra’da kazanmıştı o yıllarda.
 
KB: Demokrat Partinin Alucra’daki kurucuları kimlerdi?
 
Şükrü Göcen: Temel Çıtır, Mehmet Tekoğlu, Doğan Köymen ve Cevdet Ekşiydi kurucuları.
 
KB: Seçim süreçleri nasıldı o dönemlerde, kavga gürültü olurmuydu?
 
Şükrü Göcen: Kavga gürültü olmazdı kesinlikle, seçimlere kadar bir gruplaşma olurdu muhakkak ama seçim sonuçları açıklandığı andan itibaren herkes hiçbir şey olmamış gibi samimi olarak yaşamına ve çok önem verdiği birlik beraberliğine kaldığı yerden devam ederdi.
 
KB: Hastalarınızla ilişkiniz nasıldı?
 
Şükrü Göcen: 32 yıllık memuriyetimim 25 yılını Alucra’da geçirdim. Zamanımı hep hastalarıma göre ayarladım aileme ve kendime ayıracak vaktim olmadı hiçbir zaman. Mesai merhumu olmadan 25 yıl doğduğum toprakları Allah rızasını arayarak hizmet etmek nasip oldu çok şükür. Yaptığım hiçbir işimde para, maddi güç beklemedim her şeyi Allah rızası için yaptım. O rıza doğrultusunda hareket etmeye özen gösterdim.

Çocuklarından Bengü hanım şunları ilave etti:

Evimiz babamım görev yaptığı sağlık ocağının lojmanlarıydı. Tedavi için gelen hastaları önce babam eve yemeğe getirir karnını doyururdu. Cumartesi günleri Alucra’nın Pazar kurulma günü olduğu için hastalar erken saatte eve gelir uykudan uyandığımızda yatakta mutlaka bir hasta birinin yattığını görürdük. Annem Mükerrem Hanım ise o dönemlerde doğum yapan bütün hastaların çorbasını hiçbir zaman aksatmadan yapmış ve karınlarını doyurmuştur. Bizde Cumartesi günleri farklı bir heyecan olurdu sabah erkenden kalkar gelecek hastalar için hazırlık yapılırdı.
 
KB: Hastalık çok olur muydu o dönemlerde?
 
Şükrü Göcen: Bulaşıcı hastalıklar çok olurdu, köylerde 3-4 gün kalır atla bir başka köye geçer sağlık taraması yapardım. Atımın eğeri bir tıbbi depo gibiydi. O zaman Çamoluk’ta Alucra’ya bağlıydı ve 84 köyü atla tek tek gezer ilaçlarını takip ederdim.
 
KB: Rahmetli dedem Kadir Bekiroğlu’yla hiç anınız oldu mu?
 
Şükrü Göcen: Mutlaka var olmaz mı? Onlar Alucra’nın ileri gelen esnafları her zaman beraberdik. Şöyle bir anımızı anlatayım. Hasta Alucra Merkeze geldiğinde önce  yakını kimse onun evine gider sonrada falancı yerde hasta var gel diye de bize haber verilirdi. Bir gün Kadir efendi Gürbulak köyünden bir hasta geldiğini ve çok kan kaybettiğini söyledi. Acilen müdahale ettik tabii. Adam öldü ölecek, inanılmaz bir kan kaybı var. Hemşire Saniye hanımda bayılmıştı bu olayda. Yaralanan hasta ayağını baltayla kesmişti. Ayağındaki yara çok derin ve çok tahrip olmuştu. Hastayı sedyeye uzatınca pıhtılaşan kan birden açıldı ve kan tavana kadar fışkırmaya başladı bir türlü de durduramıyordum. O esnada pense ile damara müdahale edip kanı durdurmuştum, mutlaka bir cerrah görmesi gerekiyordu ve sağlık ocağının aracıyla Şebin’de bulunan operatör Ekrem Saatci’ye (Pop sanatçısı Ercan Saatci’nin babasına) yolladım. Yollamadan öncede bir pusula yazarak damarı durdurmak için kullandığım tıbbi pensemi geri yollamasını o zaman ki şartlarda malzeme eksikliği nedeniyle mutlak ihtiyaç olduğunu tatlı bir dille anlattım. Oda pensemi yazdığı bir pusula ile geri yolladı.Yazdığı pusulada hastaya yaptığım müdahaleyi takdir ettiğini ve çok önemli bir karar vererek hastanın yaşamını kurtardığımı dile getirmişti. Bu olaydan uzun bir süre sonra çarşıya indiğimde Kadir Bekiroğlu’nun iş yerinde yaralı adamı görünce durumunu sormak için içeri girdim. Yaralı adam biraz sitem vari olarak doktorun kendinden çok para aldığından yakınıyordu, Kadir efendi de adam biraz tersler vaziyette Şükrü efendiye canını kurtardığı için teşekkür edeceğine sitem ediyorsun, ölseydin o paranın ne kıymeti olurdu gibisinden biraz adamı tersledi ve hasta namına bana teşekkür etmişti. Hastaya da hak vermek lazım o zamanki şartlarda yokluk hat safhadaydı. Biraz canı maddi olarak yanmıştı sanırım.
 
KB: O dönemlerde Alucra’da Bayramlar nasıl kutlanırdı, ne gibi etkinlikler olurdu?
 
Şükrü Göcen: Her şeyden önce Bayramlarda ve diğer özel günlerde Zengin-Fakir ayırımı olmaksızın herkes bir birliktelik içindeydi. Ayrım büyüğün küçüğünü sevmesi, küçüğünde büyüğünü saymasıyla olurdu. Büyükler mutlaka ziyaret edilir hayır duaları alınırdı. Zengin-Fakir hemen hemen her Pazar günü Hayran,Arda yaylası,Moran Deresi, Karaağaç’ın çayırları yada Kamışlı çayırlarından birine gidilir, birlikte piknik yapılırdı yemekler yenir eğlenceler düzenlenirdi. Birlik beraberlik o dönemlerde her zaman ön planda olmuştur. Tiyatro gösterileri yapılırdı mesela. Ne yapılacaksa birlikte istişare edilir karar alınır ve yapılırdı. Diyelim ki bir cenaze oldu, o zamanlar TV yok tabi, cenaze sahibine saygıdan dolayı kesinlikle radyo açılmaz, cenaze sahibinin acısı paylaşılırdı.
 
KB: Gençler Alucra’da neler yapardı, eğlenceleri nasıl düzenlerdi?
 
Şükrü Göcen: Biz bir Gençlik kulübü kurmuştuk, Belediye Başkanımızda o dönemde merhum Hacı Lütfü Akmen ağabeyimizdi. Onu da fahri başkan seçmiştik. Alucra’daki tüm gençler bu kulübe üyeydi. Bu kulüpte futbol, sosyal aktivite her zaman bol bol yapılırdı. Futbol sahamız yoktu mesela gençler futbol oynasın diye çayır bile kiralamıştık. Şiran, Şebinkarahisar ile her hafta futbol müsabakalarımız olurdu. Futbol’un yanı sıra Güreş’te en yaygın spordu. Hayran kaplıcalarının olduğu alanda güreş festivalleri tertiplerdik. Eğlenceler böyleydi. Akşamları da haftada bir gün sırayla evlerde toplanırdık. Yemekler ikram edilir, sohbet muhabbet çok güzel olurdu. Ramazan ayı gelince de Alucra’nın esnafı herkese bir gün sırayla iftar verirdi. Yemekler paylaşılırdı, iftar yapılacak yere hiç kimse gemlemezlik etmez, küskün olanlar varsa da bu ortamlarda mutlaka barıştırıldı. İftar sonrası şakalar muhabbet ve çaylar hiç eksik olmazdı.
 
KB: Merkez camii inşaatında bu gençlik kulübünde rolü oldu mu?
 
Şükrü Göcen: Olmaz mı oldu tabi. Dernek kurmuştuk kulüp olarak, Selahattin Yağcıoğlu (Hafız), Hacı Fayık Ergünoğlu, Kasım Yağcıoğlu ve Alucra’ya hizmet aşığı olan Hacı Yunis Toker abi öncülüğünde eski camii yıkılıp bu günkü merkez camii inşaatı ilçemize bu dernek vesilesiyle kazandırılmıştır. Her köy camii inşaatında belirli günler çalışmaya gelirdi. Kasım hocada Boyluca’da (zun) imamdı hemen hemen her gün gelir ilgilenirdi inşaatla.
 
KB: Şakalaşmalar dediniz de nasıl olurdu şakalar bir anınızı anlatırmısınız?
 
Şükrü Göcen: Tabii, Alucranın ileri gelenleri esnafı bir araya gelir hergün bir kişi herkese çay ısmarlardı. Cevdet Ekşinin çay ısmarlayacağı bir gün postacı Ömer Gülal yoldan geçeni kolundan tutar kahveye sokar bu vesileyle o yoldan geçende çay içerdi. Tabii parasını nasıl olsa Cevdet Ekşi verecek ya fatura kabarırdı. Bunun üzerine Cevdet Ekşi’de Ömer Gülal’ın şapkasını gizlice almış saklamış. Ömer efendi yana döne şapkayı arıyor tabii. Karakola gidiyor Karakol komutanını ayarlıyor işte şapkamı sakladı gel bizde buna bir oyun yapalım diye, sonra sağlık ocağından bizimle konuşup bizde şahitlik edip ona bir oyun oynayacaktık. Derken karakol komutanı iki asker yollayıp Cevdet Ekşi’yi karakola şikayet olduğu için çağırtıyor, tabii Cevdet Ekşi gitmiyor. Daha sonra bir rütbeli gidiyor onu da depoya sokup kitleyen Cevdet Ekşi işin bir oyun sanıyor önce. Bakıyor ki iş ciddi sonra askerler götürüyor karakola atıyor nezarete. Karakol komutanına şapkanın yerini söylese de Ömer Gülal şikayetçi, şikayetken vazgeçmiyor. Karakol komutanı ortamı yumuşatıyor tabii, Cevdet Ekşi tek şartla bırakacağını söylüyor oda Sağlık Ocağı memuru ve doktoru kefil olursa diye. Sağlık ocağı personeli de karakola gelip kefil olmak isterler ama hırsızlık yaptı diye şakayı da çaktırmadan ciddiye almış gibi hırsıza kefil mi olunur mu deyince tekrar atarlar Cevdet Ekşiyi nezarete. Akşam olunca tabii bunun şaka olduğunu söyleseler de ciddiye alan Cevdet Ekşi hepsine zamanla bir oyun kuracağını söyler.

Cevdet Ekşi aradan bir zaman geçtikten sonra merhum otobüsçü Cavit Ekşi’ye bir pusula verir ve Kasımpaşa postahanesinden bunu  Alucra’ya çekmesini söyler. Oyunu oynayan Ömer Gülal ile şahitlik etmeyen bana bir telgraf geldi. Ömer’e gelen telgraf da oğlu H.İbrahim(Şu anki Alucra Vakfı Başkanı) İstanbul’da okuyordu o zaman, oğlunun bir kızla arkadaşlık edip okulu bıraktığı yazar ve acilen İstanbul’a gelmesi yazılıdır. Benim telgraf da ise Pendik’te yaptığım inşaatın Belediye tarafından ruhsatının iptal edildiği, yıkılacağı ve acilen İstanbul’a gelmemin gerektiği yazıyordu. Tabii çok telaş ettik şimdiki gibi otobüs yok ve İstanbul’a 1 hafta da gidiliyordu o zamanlar. Çarşıda Ömer’i gördüm baktım ki bir aşağı bir yukarı dönüp duruyor sordum ne oldu kaygılısın bir sıkıntın mı var diye, oda durumdan bahsedince biraz da şüphelendim acaba Cevdet yapar mı böyle bir işi? Cevdet’in yanına gittik tabii hiç bir şey çaktırmadı hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi davranmıştı. Derken Ömer o telaşla gitti İstanbul’a bende birkaç gün sonra gidecektim. Bir iki gün sonra Cevdet’in hanımı akrabam olur Cevdet yanıma geldi hanım hasta yetiş diye. Tabii fırsat geçtiye elime bu işin doğrusu nedir anlat dedimse de anlatmadı. Hanımını tedavi ettikten sonra, hanımına ağzını yokla bakayım bu iş Cevdetin işimi diye. Sonra hanımından öğrendik ki Cevdet nezaret sonrası bize böyle bir şaka yapmış çok güzel anılar ve güzel günlerdi. Ömer Gülal İstanbula gitti ben gitmemiştim, Ömer bey iyikide gitmiş oğlu Halil gerçekden ciddi bir hastalığa yakalanmıştı, bu vesileyle oğlunu tedavi ettirdi.
 
KB: Siyasi ve adli olaylar o zamanlar olurmuydu, hiç siyasi çatışma yaşandı mı Alucra’da?
 
Şükrü Göcen: Adli olaylar çok olmazdı ama kavga, arazi anlaşmazlığı gibi olağan sorunlar olurdu oda binde bir. Siyasi olarak da Hükümet Konağı önündeki Atatürk heykeli kırdırılmıştı. Bu kırdırma olayını da Alucralıların yaptırdığı söylentileri çevre ilçelerde Alucralıları protesto etmeye yöneltmişti. Mesela Şebin’deki öğretmenler bu olaydan sonra Alucralıları kınamıştı. Alucralılarda bu zan altında kalmayarak biz gençlerin öncülüğünde tüm köyleri gezerek Alucra’da büyük bir miting yaptık, Alucralıları böyle bir şey yapmaz diye. Trabzon bando takımını getirterek yeniden bir Atatürk büstü yaptırarak görkemli bir açılış yapmıştı. Daha sonra bir bomba Kaymakam Yaşar Can’ın evinin önüne konmuştu. Sonradan anlaşıldı ki bu bomba Kaymakamla aralarında kavga ve çekememezlik yaşanan yabancı memurlar tarafından koydurulmuş ve büst kırdırılmıştı, Alucralılar bu olayı da kendilerinin yapmadığını bir şekilde ispatlamışlardı.
 
KB: Memuriyet hayatınız bu şekilde mi geçti Alucra’da?
 
Şükrü Göcen: Alucra memurlar için çok hareketli bir yerdi. Hele de ilçeye alışan bir daha asla gitmek istemezdi. Tayini çıkan memurunda davul-zurna ve dualarla Balcana’ya kadar uğurlardı. Alucra’daki memuriyet hayatım bana çeşitli başarıları da getirdi. 1958 yılında Türkiye’nin en seçkin Sağlık Memurları arasında seçilerek Ankara’da Hıfzıssıhha Okulunda 1 ay kalarak Halk Sağlığı seminerine katıldım. Büyük istifadelerle de geri Alucra’ya döndüm.
 
KB: Alucra’dan neden ayrılma gereğini duydunuz, emekliliği Alucra’da düşünmediniz mi?
 
Şükrü Göcen: Kendi isteğimle tayin istemişti. Çocuklar büyümüş her biri üniversite eğitimi için ayrılmak zorunda kalmıştı. Alucra’dan ayrılmamın en büyük sebebi çocukların eğitim hayatlarıdır. Bunun için İstanbul’a tayin istedim. İstanbul’a tayin olduktan sonra Kartal Hükümet Tabipliğinde çalışmaya başladım ve buradan da emekli oldum. Alucra’dan Şebinkarahisar’a kadar bütün Alucra esnafı bizi uğurlamaya geldi, Alucra’dan Karahisar’a kadar ağladığımı unutamam. Çünkü Alucra her şeyim olmuştu oradan ayrılmak çok zor olmuştu. Otobüsçü Cere Demirağ getirmişti beni İstanbul’a onu asla unutmam.
 
KB: Yazları Alucra’ya gelir misiniz?
 
Şükrü Göcen: Alucra’ya maalesef uzun zamandır gidemiyorum, kendi evimiz yok Alucra’da ama şunu samimi olarak söylüyorum ki Alucra’daki tüm evler bizimdir. Kime gitsek bir Allah kulu da kapısını geri çevirmez çünkü biz böyle yetiştik böyle gördük büyüklerimizden evlatlarımıza da böyle öğrettik. Misafir Alucralılar için çok kutsaldır. En nihayetinde kayınbiraderim Ünal Ahıskalı’nın evide var, kendi evimden farkı yoktur oranında. Alucra’ya inşallah Allah ömür nasip ederse tekrar gelip eşle dostla görüşmek istiyorum.
 
KB: Alucra’da bu kadar yıl memurluk yaptınız, hiç enteresan bir olayla karşılaştınız mı?
 
Şükrü Göcen: 1974 Kıbrıs savaşı nedeniyle olabilecek yaralanmalara karşı Alucra’da nöbet tutup hali hazırda hazır kıta görev başında beklemiştik. Bu olay çok ilginçti mesela Alucra ile Kıbrıs’ın nasıl bir yakınlığı varsa böyle bir olayı yaşamıştık.
 
KB: Alucra’nın Elmacık eski adıyla Havarna köyünde bir çığ olayı olmuştu, o olayı anlatır mısınız biraz, neler oldu o zaman?
 
Şükrü Göcen: Havarna köyü Alucra’nın çığ felaketi ile karşı karşıya kalabileceği sanırım tek köyü. Bir dere yatağında olan köyde de böylesine üzücü bir olay yaşanmıştı. 23 kişi maalesef hayatlarını kaybettiler. Soy isimleri Camcı olan bir mahallede nerdeyse tamamen çığ altında kalmıştı, 1-2 ay cesetlerine ulaşılamadı ne yazık ki. Erzincan kol ordudan helikopter geldi helikopter yardımıyla köye gidilmişti. Allah rahmet etsin orada vefat edenlere, üzücü bir olaydı.
 
KB: Unutamadığınız bir olay var mı, sizi üzen elinizi kolunuzu bağlayan?
 
Şükrü Göcen: Evet, maalesef var öyle bir olay. Gürbulak eski adıyla Feygas köyünden Osman Uran’ın kızı Fevzi Çakmak köyüne gelin olmuştu. Bir doğum haberi gelince acilen sağlık ocağına gitmiştik, doktorumuzda Ekrem Ton’du. Doğum hastası da bu Osman Uran’ın Fevzi Çakmak’a gelin olan kızıydı. Doğum gerçekleşti fakat hastanın kan kaybını durduramıyorduk. Ne yaptıysak bir türlü durmuyordu, Doktorumuzun acilen hastanın tam teşekküllü bir hastaneye gitmesi için telefon başında oradan oraya telefonlar açıp yardım istiyordu. Erzincan kolordudan helikopter istemiştik ama hava muhalefeti nedeniyle kalkmadığını söylemişlerdi. Ve kızcağız gözlerimizin önünde elimizden gelen her imkanı yapmamıza rağmen kurtulamamıştı. Bir köşede ben bir köşede Dr. Ekrem Ton bey’in hıçkırıklarını asla unutulacak gibi değildi.
 
KB: Alucra’daki göreviniz sadece sağlık memurluğumuydu?
 
Şükrü Göcen: Aslında imkanların kısıtlı olması nedeniyle biz yeri geldi doktor olduk, yeri geldi memur olduk yeri geldi tapucu bile olduk. Alucra’daki tüm sağlık ocaklarının ve sağlık evlerinin tapu işlerini takip edip açılmasına vesile olmuştuk.
 
KB: Giresun Sağlık Müdürlüğüyle ilişkileriniz nasıldı, istediğiniz ekipmanları alabiliyormuydunuz?
 
Şükrü Göcen: Alucralıları maalesef o zamanlar kötü, cahil ve bir dağda yaşayan imajı vardı Giresun’da. Halbuki bunun hiç yakından uzaktan alakası yoktu bu ön yargıyı kırmak için Alucralılar olarak kendimizi öyle tanıttık ki misafirperverliğimiz tüm ilçelere de nam salmıştı. Giresun’un 44 sağlık ocağı vardı o zamanlar ve ayda bir kez tüm sağlık ocağı personeli toplanırdı. Günü birlik yaparlardı o zamanlar. Biz Alucra Sağlık ocağı olarak bu 44 sağlık ocağı teşkilatını Alucra’ya davet edip başta il sağlık müdürü olmak üzere tüm personeli Alucralılara yakışır vasiyette ağırladık. Esnafından memurundan herkes bir birliktelikle bunu başardı. Bizim misafirperverliğimiz gelenleri öyle etkilemiş ki Sağlık Müdürünün Alucra’ya ilgisi çok ayrı olmuş, bir ricamız yada talebimiz hiç bekletilmeden anında yapılırdı.
 
KB: Son olarak Alucra’da yaygın bir VATANDAŞ meselesi var. Bu olayın aslı astarı nedir, anlatır mısınız?alt
 
Şükrü Göcen: Yıl 1948… Alucra’da o zaman ulaşım kamyonlarla yapılırdı. Kamyoncu Gökhan diye biri vardı, bu Gökhan saf ve temiz bir kişiydi. Tabii kamyoncu Gökhan’ın Vatandaş kelimesinin anlamını bilmemesi nedeniyle o yıllardan bu güne kadar fıkralaşan  bu olayın bu şekilde yaşanmasına vesile olmuştur. Gökhan kamyona doldurur yolcuyu Eğribel istikametinde keskin virajların birinde fren patlatır ve aracı uçurumdan aşağı atar. Kendiside o esnada arabadan atlayarak kurtulur. 8 yada 9 kişide vefat etmişti bu kazada hatta hatırladıklarımdan biride eski muhtar Cemal Şimşek’in amcasıydı. Tabii savcı çağırır Gökhan’ı sorar: ”Yazık değil mi bu Vatandaşları ihmalin yüzünden öldürdün” diye. Gökhan da gayri ihtiyari onlar Vatandaş değil ki onlar Alucra’lı demesi  işte o günden bu güne dile gelen olayın hakikatıdır.
Son olarak burada adını zikredemediğim bir çok kişi olabilir. Onlara da yaşayanlara selamlarımı vefat edenlere de Hak Teala’dan rahmet diliyorum. Alucra benim gönlümde çok ayrı bir yer edindi. Herkesle mutlaka bir hukukumuz vardır, ben onlara hakkımı helal ettim bu site bu röportaj vesilesiyle onlarda acizane bizlere haklarını helal etsinler. Herkese kucak dolusu selamlarımı en kalbi duygularla iletiyorum. Bana ulaşmak isteyenlere telefon numaram aşağıda, belki bu yıllarda bir hatıramızın olduğu bir arkadaşımızın sesini duyup bahtiyar oluruz. Tüm Alucrahaber.com site ailesine bu röportajı düzenledikleri için teşekkür ediyor esenlikler diliyorum.
 
Sağlık Memuru
Şükrü GÖCEN
0535 573 30 08

ŞÜKRÜ GÖCEN HAKKINDA KİM NE DÜŞÜNDÜ?

ONLARIN AĞZINDAN DİNLEDİK

Şükrü Bey, Alucranın doktoruydu, hizmet eriydi. Camii yapımındaki özverisi takdire şayandır. Onun emekleri ve hizmetleriyle bir araya gelen insanlar dernekleşmeyi birlik ve beraberliği öğrendi.  Camii binasındaki katlıları ve ilçe insanına yaptığı hizmetler unutulamaz.Allah rızası için çalışan bu uğurdada ilçesine hizmet eden biridir Şükrü Göcen. Kendilerine selam ve sevgilerimi yolluyorum.

Kasım Yağcıoğlu (Emekli İmam-ı Hatip)

Şükrü Bey, bizim akranlarımız arkadaşlarımız arasında özel bir yeri olan arkadaşımızdır. Uzun yıllar aşkla şevkle sağlık ocağında görev yaptı, ilçe insanının hizmetinde bulundu. O dönemlerde doktoru kim tanır, kim bilirdi? Alucranın doktoru herşeyi Şükrü Göcendi. Eniştesi merhum İbrahim Çıtır’ın dükkanı onun ecza dolabıydı. Her türlü sıkıntısı olan mutlaka Şükrü Göcen’i bulurdu. Onun tavsiyesiyle yapabileceği işleri yapar yapamadıklarına ise yönlendirerek çözümler üretirdi. 1969 yılında kara yoluyla hacca gitmiştim. Dönüşte Irak’ta çetin kış aylarına denk geldik ve hastalandım. Alucra’ya geldiğimde çok daha kötüleştim. Şükrü bey muayene ettikden sonra durumun ciddi olduğunu Suşehrinde doktorların birleşerek açtığı bir hastahaneye gidip ciğerlerimden tedavi olmam gerektiği acilen tavsiye etmişti.

Dediğini yapmış tedavi sonrası tekrar Alucraya dönmüştüm ama çokda iyileşememiştim. (Bu esnada Hafız amca göz yaşlarına hakim olamadı) Alucraya geri döndüm ve 61 gün boyunca Şükrü beyefendi gelip özel olarak benimle ilgilendi ve iğne ilaçlarımı kontrol etti. Acaba şu zamanda kendi öz evladımız olsa bu kadar ilgilenirmi, şu zamanda bu kadar vefa olurmu bilemem ama Şükrü Göcen’in hakkını nasıl öderiz bilemem. Sadece sağlık alanı değil şuanki merkez büyük camiininde yapımında öncülük edenlerin başındadır. Dini yaşayışıyla, ahlakı ve müslümanlığıyla hep örnek olmuştur, hiçbir zaman maddiyatı ön planda tutmamıştır. Hep hizmet ehli olmuştur. Ben kendilerine ilçemize yaptığı hizmetlerden ötürü bir kez daha teşekkür ediyor, haklarımızı helal ediyor kendilerininde üzerimizde olan haklarını helal etmesini diliyorum. Allah kendilerinden birkez daha razı olsun.

Hafız Selahattin Yağcıoğlu

Şükrü Göcen değerli bir hizmet ve halk insanıydı. Gece gündüzü olmadan herkesin hizmetine koşan bir meslek aşığı arkadaşımızdı. Çok hoşgörülü ve çok inançlı biriydi. Görev yaptığı dönemlerde Alucranın sahibiydi adeta, herşeyde o öncülük eder her manada ilçenin hizmetine koşardı. Doktor değildi ama O, bir doktordan daha fazla bilgiye sahipti, ilçemizin fahri doktoruydu. Kalbinin temizliği ve saflığı kadar, nazik ve hoşgörüsünü asla unutamam. Emeklerinden ve hizmetlerinden dolayı teşekkür ederim.

Ömer Gülal (Emekli Posta Memuru)


Şükrü  ağabey Alucramızın yetiştirdiği değerli insanlardan biridir. Yaşamının büyük bir bölümünü Alucra’da Alucralıya hizmetle geçirmiştir.  Doktorların gelmediği, gelipde durmadığı dönemlerde herkesin doktorluğunu yapmıştır. O,  Alucranın vefakar Çınarıdır.

Bizim kuşağın sevgili ağabeyidir. Onunla 1,5 yıl beraber çalışma şansına sahip oldum, çok şey öğrendim ondan.. Sonra İstanbul’a nakletti, burada da hizmetlerine devam etti. Düğünde, cenazede, bayramda hep o vardı. Erinmeden dostlarının yanına gitmek telefonla aramak onun bir özelliğidir. Alucra onun için bir yudum su sevgi ve özlemdir.

Sevgili Şükrü ağabey, hayat arkadaşı Mükerrem Ablayla çocukları ve torunlarıyla sağlıklı  ve mutlu bir yaşam diliyorum. Seni sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Daha nice sağlıklı ve huzurlu yıllara...

Eczacı Muhlis AKMEN

Şükrü ağabey, ilçemize çok hizmetleri olmuş Alucranın değerli bir büyüğüdür. Kendisini çok severim, nazımızın hatırımızın fazlasıyla geçtiği hizmet insanıdır. Alucrada emeğinin olmadığı bir kimse yokturdur, herkesle mutlaka bir sağlık alanı olsun yada başka konular olsun mutlaka bir faydası olmuştur. İnsanları asla kırmaz, mutlaka yardımcı olmaya çalışırdı. Kendisine selamlarımı iletir, Alucra’da da kendilerini görmek isteriz.

Süleyman Bulutçu

İZ BIRAKANLAR

İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olanıdır. En yararlı mesleklerden biride hekimlik ve insan sağlığıyla meşguliyettir. Çaresizlik içerisinde kıvranan bir insanı huzura kavuşturmanın değerini en iyi hastalar bilir. Bu bakımdan acı çeken insanlara faydalı olmak için çırpınan hekimlerin niyetlerinin halisliği oranında ecir ve dua kazanacakları muhakkaktır.

Şükrü ağabeyimiz ilçemizin Ulu Çınarıdır, Doktorudur, herşeyidir. Herkese hizmet etmiş, toplumun herkesimi kucaklamıştır. Yıllarca yokluk içerisinde samimi bir inançla, gayretleriyle ilçemizde unutulmazlar arasında İZ BIRAKMIŞTIR. Bu mührü bu millet asla unutmaz. Balık bilmezse Halık bilir. Değerli ağabeyimin ellerinden öper hürmetlerimi sunarım.

Osman Dikbaş (Alucra Emekli Milli Eğitim Müdürü)

Ben Şükrü Göcen Ağabeyin torunları yaşındayım, kendisini bu kadar kısa sürede tanımama rağmen ondan aldığım elektriği ve Alucra Sevdasını burada kelimelere dökmeye gücüm yetmez. Alucra için gecesini gündüzüne katan kaç kişi çıkar diye sorsam yada Şükrü Göcen'in yaptığı fedakarlıkların yarısınıda olsa kim yapar diye sorsam sanırım cevap alamam.

Bu röportaj sonrası Alucra'da Şükrü Göcen'i kime sorduysam mutlaka bir anısı hikayesi olmuştur. Bu yazıyı tamamladıktan sonra 25-30 kişiye Şükrü Göcen'i sordum hepside "Allah razı  olsun Şükrü Beyden, O, Alucra için önemli bir Hizmet Eriydi" cümlesini tekrarladı. Demek ki iz bırakmak, gönüllere kazınmak bu olsa gerek. Bana Tunceli'de görev yaparken öz evladının havale geçirip Elazığ'a getirmesi burda da doktora geç yetiştirmesi sonucunda evladığını yitirdiği olayı anlatmıştı. Bu olay ruhumda çok derin izler bıraktı sizlerle paylaşayım.

Şükrü Beyin ilk evladı Tunceli'de doğar. İlerleyen süreç içerisinde hastalanan ve havale geçiren çocuklarını Elazığ'a daha iyi şartlarda muayene ettirmek için getirirler. Otelde kalır bir süre Göcen çifti. Daha sonra doktorların verdiği tedaviye geç kalındığı için evlatlarını kurtaramazlar ve Elazığ'da vefat eder orayada gömülür.
Alucrada ise şöyle bir olayla karşılaşır. Bir gün evinden dışarı çıktığında bir annenin feryadını işitir, bağrışmayı duyunca sağlık ocağına giren Şükrü Göcen sedyede bir çocuğun havale geçirdiğini ve ölüm kalım noktasında olduğunu fark eder. Doktor Mehmet Gülal'a haber verilmiş Sağlık Ocağına gelmesi beklenmektedir. Derhal havlu ve çarşafı ıslatır, bu ıslak bezleri çocuğa sararak ateşinin düşmesini sağlar. Derken Elazığ'da vefat eden evladının hali gözü önüne gelir ve ordaki doktorun çocuğuna yaptığı iğne ilaçları bu hasta çocuğa yapar. Doktor Mehmet Gülal gelir ve Şükrü bey yaptığı ilacı iğneyi söyler, doktor Gülal müdahale yapmadan odasına çekilir. Bir süre sonra çocuk rahatlar ve kendine gelmeye başlar. Şükrü ağabey "kendi evladımı kaybettim ama bu çocuğun yaşamasına vesile olmuştum" demesi beni çok etkilemişti.

Kendilerine ve değerli eşleri Mükerrem ablamıza yüce mevladan sağlıklı sıhhatli bir ömür niyaz ediyorum. Allah kendilerinden ebeden razı olsun.

Kadir Bekiroğlu (Bilgisayar Mühendisi-Alucrahaber.com Editörü)

Babamız, hayatı maneviyatı, insan sevgisi,yardımseverliği, dost canlısı oluşu, cömertliği, cocuklarına olan olağanüstü ilgisi ile biz çocukları ve torunlarına idol olmuş ve onun gibi yaşamayı amaç edinmiş bulunmaktayız. Allaha binlerce kez şükürler olsun ki Şükrü Göcen bizim babamız. Allah sağlıklı sıhhatli uzun ömürler versin, başımızdan ve bizlerden eksik etmesin.

Çocukları ( Berrin-Bülent-Bilge-Bengü )

Şükrü Göcen ve Mukerrem Göcen Hanımefendi

Yaşar Ekmen, Bölük Komutanı, Şükrü Göcen, Necati Eker, Osman Özkul, Hüseyin Aybar, Av.Hüsamettin Demiröz, Mustafa Kaptı, Cafer Köymen

Şükrü Özel, Arif Ayvali, Mehmet Küçük, ... Esgünoglu, Hemşire Senem, Safiye Keti, Saniye Yağmur, Şükrü Göcen, Dr.Mehmet Gülal, Dr.Ekrem Ton, İsmail Tali, Hüseyin Perçin

Asteğmen Şükrü Göcen, Tevfik Bey (Ekmen), İbrahim Çıtır, Rüstem Yakupoğlu, Orhan Bulutçu, Selahattin Tekışık, Bankacı Ömer Demirağ, Albay Mustafa Gültenin, Enver abi

Cevdet Ekşi - Şükrü Göcen (12-05-1949)

Mürsel Metinyurt, Dr.Şükriye Çiper, Dr. Necmettin Çiper, Şükrü Göcen, İsmail Tali, Sevim Ebe, Şükrü Akgün

Hasan Paça, Hüseyin Akmen, Lokantacı Abdullah Süleymanoglu, Şükrü Göcen, Salih Taşkın, Kadir Kızıloğlu, (Sucu)Nuri Bekçi, Tahsin Dikbaş

Yılmaz Toygar, Rafet Bölükbaş, Şükrü Göcen, Süleyman Ahıskalı, Zekeriya Çıtır, Taner Belgutay, Fevzi Çıtır, Baki Çıtır

Şükrü Göcen oğlu Bülent Göcen ve torunları Begüm, Ozan, Oğuzhan ve Taha

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
alucrahaber