Alucra'da Tek Gündem Nüfus

Ana Sayfa » Güncel Haberler » HALİL KIRCALI SOKAĞI

HALİL KIRCALI SOKAĞI

Şimdi başlığı baktığınızda Halil Kırcalı kim dediniz.? Bizde başlığı okuyunca Halil Kırcalı'da kim dedik.? Bir solukta okuduğumuz, değerli hocamız Sn.Prof.Dr. Nusret Bulutcu'nun kaleme aldığı yazıyı sizlerle paylaşıyoruz. Alucra ilçemizde nice değerlerin teker teker ortaya çıkması dileğimizle.

 
 
 
HALİL KIRCALI SOKAĞI

1950 yılında, soğuk kış günleri ile ılık bahar günlerinin arasındaki bir dönemde, yaşamın yeniden yeşerdiği 1950 yılının mart ayının başlarında Alucra’ da diğer eski yaygın adı ile MERKEZ’de, doğdum. Her zaman Alucra’da doğmuş olmakla kıvanç duydum ve bunu bulunduğum her toplumda her zaman dile getirdim. Çünkü doyasıya ve tamamen hür bir çocukluk geçirdiğim Alucra’nın yaşamımdaki yeri farklıdır. Böyle bir çocukluğu başka nerede geçirirdim gerçekten bilemiyorum. Derelerinde çimdim ve balık tuttum, dağını bayırını gezdim, kışın 1-1,5 saatte tırmandığımız Hanzar dağındaki tek kavaktan kızakla 5 dakikada aşağı inerek kaydım (yöre lehçe ile kayhındım), kayma uğruna, izini hala taşıdığım, çenemi parçaladım, Kamışlı’daki kaleye tırmandım ve şu anda bakmaya bile korktuğum arka tarafındaki her yönü uçurum olan mağarasına giderek oradan manzara seyrettim, bir bayram günü bayramlık ayakkabılarımla Kemallı’nın üstündeki uçurumun (Zerzeme’nin) tepesine dik taraftan Refik Bulutcu ve rahmetli Hacı Bostancı ile birlikte tırmanarak o gün giydiğim ayakkabıları parçaladım (O akşam evimizde olanları nedense hatırlamıyorum. Galiba yediğim dayağı beynim silmiş. Aynı durumdaki yürüyüş arkadaşlarıma ise onlara ne olduğu konusunda soru bile sormadım.) ve bir zamanlar tüm Alucra’lıların her yıl belirli bir gün gittiği mayıs yedisine (Hayran’a) bir kafile ile saatlerce yürüyerek gittim.

Tüm bu eylemler benim çocukluk dönemimde, çoğunlukla 12-13 yaş dönemim altında oldu ve bütün bunları çocukluk arkadaşlarımla birlikte yaptım. Bazen de onlarla kıyasıya kavga ettim. Sadece doyasıya çocukluğumun anlamının açıklanması gerçekte bir yazı dizisi gerektirir. Böyle bir çocukluğu büyük şehirlerde yaşama şansı varmı? Bence yok ve büyük şehirlerde yetişmiş genç kuşak bu yazıma karşılık “Büyük şehirlerde büyümenin dayanılmaz acıları ve anıları” adlı yazı ile cevap vermeli ve kendi çocuklarını yetiştirmede doğruyu bulma yöntemlerini saptamalı. O yıllarda doğanın bize sağladıkları gerçekler, şu anda bilgisayarla erişilebilen hayallerin çok ötesinde idi. Tüm bu güzel resime bakarak Alucra için, herkezin o yıllarda bir eli balda bir eli yağda olan vazgeçilmez ütopik bir yer mi idi diye sorarsanız buna hemen hayır derim. O dönemde yokluğun da daniskasını gördüm.

1956- 1957 döneminde başladığım ilk okul eğitim yaşamıma eğri ve kalemtıraşla açıldıkça kırılan ve bir türü açılmayan  bir kurşun kalem ve şu andaki kıstaslara göre kalite ölçütü olmayan defter (İçinde yapımında kullanılan  saman izlerini gördüğümüz) ve araba lastiğinden kesilerek kullanımıma sunulan (Bence babamca icat edilen) bir silgi ile başladım. Ancak o zamanın mal müdürü, şu anda hatırlayamadığım bir nedenle, bana ödül verdi. Ödülüm sadece bir tane gerçek kurşun kalemdi ve verilen kalemin üstünde DMO yazılı idi. O Kalem yurt dışından alınmıştı ve artık ekonomik kriz nedeni ile alınamıyordu. O kalem kalemtıraşla kırılmadan açılabiliyordu. O kalemi, kalemin sonuna metal bir arkalık takarak, son birkaç milimetresine kadar kullandım. O kalite bir kalemin günümüz değeri nedir diye sorarsanız sakın sormayın böyle bir ödülü kabul edecek çocuk bulamazsınız.

Anılarım sadece benimle değil çevremdeki insanlarla da ilgilidir. Çünkü çocukların bu kadar hür yaşayabilmesi için toplumsal bir organizasyon gerekir ve birileri onları koruyup gözetmeli ve bazıları da onları yönlendirmelidir. Ben bu birilerinin, toplumu yönlendiren bu güzel insanların, toplumca yeterince anlaşılmadığı ve anılmadığı için toplumdan şikâyetçiyim. Hatta bu insanları tanıyanların sayısı gün be gün azalıyor. Hele onların, etkili çocuklarının veya hatırı sayılır bir kardeşlerinin Alucra’da kalmadığında bir anda, isimleri yok oluveriyor. Bence bu toplumun nankörlüğüdür. Böyle bir toplum sürdürülebilir yapıda değildir. Gerçek toplum olmak günlük değil, uzun soluklu olmalıdır.

Çocukluğumun meşhur “Alişan dayı”sı (Rahmetli Alişan Şen) vardı. Uzun bir yaşamı oldu rahmetlinin ve birçok nesil için o hep vardı. Ve tüm bu nesiller muhtemelen benim gibi düşünüyordur.  Ama ben onu hep 1955-60 yıllarındaki yani benim çocukluk dönemimde hatırlarım. Onun toplumsal bir görevinin “Çocukları korumak”  olduğuna  oldukça uzun yıllar sonra karar verebildim. Ona böyle bir görev verildiğini de hiç sanmıyorum. Bence o böyle bir görevi, çocuklara olan sevgisi nedeni ile, içinde hissetmiş ve görevi kendi kendine vermişti. O “Alişan dayının çarşısının bekçisi” idi. Ve belirli bir yaşın altındaki çocukları çarşıya (Şu andaki ana caddeye) sokmazdı. Biz çocuklar ondan korkar ve çarşıya çıkamazdık. Babalarımız onun bize kızmasına asla aldırmazdı ve o her zaman haklı idi. Onun bıyıklı heybetli yapısından korkardık ama onu hala severdik. O bize şiddet uygulamadan ne yapmamız gerektiğini gösterirdi. Onu tanımayan yeni nesle onu nasıl tanıtırım diye epeyce kafa yordum ama sonunda buldum. O bence “Yeşilçamın babacan Hulusi Kentmen’inin” Alucra’daki temsilcisi idi. Biri gerçek biri hayal ürünü kişi olduğuna göre belki de Hulusi Kentmen’İn rolleri Alişan dayının yaşam felefesi idi. 1955’li yıllarda benim, abim Fikret‘in ve amcamın çocukları Salih ve Refik Bulutcu’ların ana caddeye erişim sınırı adı ve yeri, yıllardan beri unutulan, “Domaçların çeşmesi” ne kadardı.

Domaçların çeşmesi mevcut hükümet binasının yanında, Fevzipaşa caddesi ile ana cadde olan Hürriyet caddesinin köşesinde, rahmetli Bilal Bekçi’nin, yıllarca çalıştırdığı ve 2008 yılında yıkılan, büfesinin yerinde idi. Aradan geçen 57-58 yıldan fazla zaman içinde ben bile hayal meyal hatırlıyorum o çeşmeyi. Ama o son sınırda oynamak çok hoşuma giderdi. Ne de olsa sınırları zorlamaya başlamıştım, hem de o yaşta. En büyük zafer o çeşmenin düz olan tepesine çıkmaktı benim için. Alişan dayıya savaş mı acaba derseniz ne haddime ben o yaştaki boyumla çeşmenin tepesine ne zorluklarla çıkıyordum bir bilseniz.

Alucra’da bizleri fiziksel tehlikelerden koruyanlar yanında geleceğe yönlendirenler de vardı. Bunlar farklı açıdan saygı duyduğumuz insanlardı.
İlk 10 yıllık çocukluk dönemimde ve sonraki lise eğitimim sonuna kadar varan ilk gençlik dönemimde etrafımda görüp tanıdığım, saygı duyduğum ve beni yönlendiren bir çok insan vardı. Bunların başında rahmetli “Halil Kırcalı”ı gelirdi. O babamın arkadaşı ve benden yaşca epeyce farklı idi. Maliyeci olduğu için o yıllarda babamın dükkanında çalışan beni şaka ile karışık sürekli denetlerdi. Diğeri ise rahmetli “Halis Akmen”di. O da 60 yıllık çocukluk arkadaşımın, “Muhlis Akmen’in abisi ve asırlık aile dostu bir babanın, rahmeti Hacı Lütfi Akmen’in, oğlu idi. Bu iki Alucralı’nın kendileri gibi babaları da Alucra’da iz bırakmıştır. Tüm sorun bu hizmetlerin kayıt altına alınmamamış olması ve toplumu yönlendiren bu değerli insanların yeterince tanınmamasıdır. Çanakkale savaşı yüz binlerce askerin ölmesi adına kazanılmış ve o kargaşada isimleri hatırlamak zordu. Alucra’nın, daha sonraki dönemlerde hiç bir zorluğu yokken, neden isimleri unuttuğunu bir türlü anlamam.

Çok sevdiğim bu iki insanı dün gece, geriye ne iz bıraktılar diye, internette aradım . Bulduklarımı ve bildiklerimi karşılaştırdığımda epeyce şaşırdım. Halil Kırcalı için tek bir kayıt, 13.04.1972 de Sayıştay temyiz kurulu üyeliğine seçilmesi idi. Halis Akmen daha şanslı idi, Alucra’da yaşayan bir kardeşi vardı ve ayrıca adının geçtiği çok sayıda haber vardı ama bu haberlerin hepsi kuruluşunda büyük emeğinin geçtiği ve adının verildiği “Halis Akmen çok programlı lisesi” ile ilgili idi. Bence Halis Akmen sadece Halis Akmen çok programlı lisesine adını veren kişi değildi, daha fazlası idi. Onun fedakârlığını bilen Milli Eğitim Bakanlığı oluşumuna katkıda bulunduğu bir liseye ismini vermiş ama toplumumuz sadece o ismi anmakla yetinmiş. Hayatları fedakarlıklarla geçen bu insanlarını toplumca hiç anlaşılmadığını gördüm. Oysa bu insanlar bana yaşamımda örnek olmuştu. Bana yön verenler yeterince anılmadığı veya anlaşılmadığı için onlarla ilgili anıları yazmaya onları yaşatmaya çalıştım. Geçtiğimiz yaz Alucra’da birçok insana Halil Kırcalı’yı tanıyıp tanımadıklarını sorduğumda 25 yaş altındakilerin tanımadığını gördüm ve üzüldüm. 40 yaş üstündekiler ise tanıyorlardı. Bunun açık anlamı 10-20 yıl sonra onu hatırlayacak kimsenin kalmayacağıdır.
 

Halil Kırcalı tanıdığım en saygıdeğer ve en kibar insanlardan birisi idi. O her zaman ses tonunu yükselmeden ikna amaçlı konuşurdu. 1923 yılında Alucra’da doğmuş (Doğum günü tam olarak bilinmeyen kişiler gibi doğumu 01.07.1923 olarak nüfusa geçmiş) bir Alucra’lı idi. Tüm gençliğinin geçtiği Alucra’yı çok severdi. Ziraat bankası müdürü olan ve 90 yaşında Alucra’da ölen babası Ahmet Bey birinci dünya savaşı sırasında oluşan mübadele (değişim) ile doğduğu Selanik’ten göçmüştü Alucra’ya ve biz onlara “Muhacir” demiştik. Halil Kırcalı, her izninde Alucra’ya gelen, hasta bir Alucra’lı ve hasta bir olta balıkçısı idi. İkimizin ortak benzerliği tatillerimizi her zaman Alucra’da geçirmemizdi. Halil Kırcalı geldiğinde ne aldım, ne sattım gibi sorularla beni sürekli denetlerdi ve bizim dükkândan nerede ise ayrılmazdı. Zaten evi de bizim dükkânın karşısında idi. Şimdilerde harabe haline gelen oturdukları taş Rum evi mübadele nedeni ile onlara verilmişti ve ev bence Alucra’nın en güzel evi idi. Dikkatle incelerseniz evin güzelliğini hala görebilirsiniz. Keşke o evin değerini bilse idik. Zengin olsam o evi ve yanındaki Metinyurt’lara ait taş evleri satın alır ve onararak korurdum.

Geldiğinin ertesi günü oltaları hazırlayıp onunla balık tutmaya gitmeye mecburdum. Birlikte balığa gitmeyi ben de çok severdim. Ankara’ya giden herkes işini halletmek için onu bulurdu. O bu işlere bakarken kendi gibi birisini yetiştirmeyi de ihmal etmedi. Yetiştirdiği ilk kişi ise kişilik olarak ona çok benzeyen Halis Akmen idi. Alucra’lı üniversite öğrencilerine burs verirlerdi birlikte ve bursu alan dahil kimse bilmezdi. Burslar bir eczaneden verilirdi. Ondan burs alanlar şimdi nerede ise emekli olma aşamasındadır.

18/07/1991 tarihinde vefat etti Halil abi. O gün benim tatile çıktığım ilk gündü ve akşam 21.00  civarı arabamla Alucra’ya varmıştım. 13-14 saatlik araba kullanmıştım ve yorgunluktan perişandım. Acı haberi ailemi eve yerleştirdikten sonra çıktığım Alucra’nın tek ana caddesinde öğrenmiştim. Ben Alucra’dan otobüs kalkar sanmıştım ve ben de o araba ile gidebilirdim. Belediyenin yapması gereken bu organizasyon nedense yapılamadı ve cenazesine Alucra’dan giden olmadı. Onu çok seven rahmetli Mustafa Söğütcü saydı söylendi ama hiç bir işe yaramadı. Maalesef toplumumuzda nankörlük vardı. Kimse kıpırdamadı. Oysa Halil Kırcalı Alucra’nın Ankara’daki temsilcisi, eli ayağı bir bürokrattı. Topluma yararlı kişileri anmak ve onların unutulmamasını sağlamak toplumun görevidir. Onların unutulmaması verilecek bir isimle olur. Tıpkı Halis Akmen’in isminin Alucra’da bir okula verildiği gibi.

Halil Kırcalı’nın nasıl bir insan olduğunu anlamak için 1975-76’larda şahit olduğum bir anıyı anlatacağım. Bir gün Alucra’ya benim gibi tatile gelen Halil Kırcalı’yı bizim dükkanın duvarında çömelmiş ve Hanzar’lı Kazım (Rahmetli Alucra’da hamallık yapardı) ile konuşurken gördüm. Sayıştay üyesi Halil Kırcalı ve hamal Kazım’ı zihnimde bir araya getiremedim ve Halil abiye sordum. Bana sadece “O benim ilkokul arkadaşımdı” dedi. Baktım ki onun büyüklüğü mevkisinde değil bizzat kendisinde idi. O nedenle ben onu hep örnek aldım. Kendisini rahmetle ve saygı ile anıyorum. Mekânı cennet olsun.

Ben bu güzel insanın unutulmaması gerektiğine inanıyorum. Bunun için hiç olmazsa doğup büyüdüğü evinin yanındaki sokağa (Şu andaki ismi Sanayi sokağı ve orada sanayi filan yok, sadece eskiden beri sobacılar var.) onun adının verilmesi gerekir. Keşke daha büyük bir caddeye ismini verebilsek. Bunun için Alucra belediyesini göreve davet ediyorum. Sanayi sokağının adının Halil Kırcalı Sokağı olarak değiştirilmesi  Alucra’ya bir şey kaybettirmez ama ona çok şey kazandırır.

Prof.Dr.Nusret Bulutcu

 
10 Mart 2010 Çarşamba 08:45
Okunma: 1654
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Arşiv
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak02:48
  • Güneş05:01
  • Öğlen12:44
  • İkindi16:42
  • Akşam20:06
  • Yatsı21:59
 
Anket
Alucra'nın Gelişiminde Öncelik Ne Olmalı?
Sosyal ve Kültürel Tesisler
Kültürel Festival ve Eğlenceler
Üniversitemizin Büyümesi ve Gelişmesi
Nüfusun ve Şehirleşmenin Büyümesi
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
Tarihte Bugün
1791 - The Observer'ın (dünyanın ilk pazar günü gazetesi) ilk sayısı yayımlandı.
1859 - Mekteb-i Mülkiye kuruldu.
1881 - Los Angeles Times'ın ilk sayısı yayımlandı.
1897 - Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasında barış anlaşması imzalandı.
1918 - ABD başkanı Woodrow Wilson, I. Dünya Savaşı barış görüşmeleri için Versay'a geldi. Başkanlığı sırasında Avrupa'ya gelen ilk ABD başkanı oldu.
1920 - Ankara'da maaşlarını alamayan öğretmenler ilk kez grev yaptı.
1927 - Cumhuriyet döneminin ilk kâğıt paraları tedavüle çıkarıldı.
1929 - Türk parasının değerini yükseltmek için alınacak önlemlerle her yerde yerli malı kullanılmasını hedefleyen bir kararname yayımlandı.
1933 - Eskişehir Şeker Fabrikası kuruldu.
1943 - İnönü-Churchill-Roosevelt arasında Kahire Konferansı yapıldı.
1945 - ABD Senatosu 65'e karşı 7 oyla BM'e katılma kararı aldı. (BM, 24 Ekim 1945'de kuruldu).
1945 - İstanbul'da komünizm karşıtı gösteride, Tan, La Turquie, Yeni Dünya matbaaları, Berrak ve ABC kitapevleri tahrip edildi.
1945 - Tan Olayı gerçekleşti. Tan gazetesi milliyetçi kesim tarafından saldırıya uğradı ve yağmalandı. Olaydan sonra gazete yayın hayatına son verdi.
1955 - Türkiye'de ilk elektrikli tren, İstanbul'da Sirkeci-Halkalı arasında çalışmaya başladı.
1961 - İngiltere'de doğum kontrol hapları serbestçe satışa çıkarıldı.
1980 - Rock grubu Led Zeppelin dağıldıklarını açıkladı.
1981 - ABD başkanı Ronald Reagan CIA'nın ülkedeki casusluk faaliyetlerine izin vererek örgütün yetkilerini genişletti.
1981 - Danışma Meclisi Başkanı Sadi Irmak "Askerler kışlaya dönmenin hasreti içinde" dedi.
2000 - Yatağan Termik Santrali'nde üretim durduruldu. Santral filtresiz çalıştırıldığı için Yatağan halkını zehirliyordu.
2002 - BM Güvenlik Konseyi Irak'ın "gıda karşılığı petrol" programını altı ay uzatma kararı aldı.
2009 - Hükümet kararnamesi ile Türkiye'ın İlaç fiyatları inecek. Orijinal ilaçlarda %40, jeneriklerde %20, KKİ nedeniyle %13 oranında inecek. Pazar payına göre ortalaması %50 civarı.
 
Süper Loto
01.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu101823343650
 
 
Kurumsal

İçerik

    Gündem

    Siyaset

    Teknoloji

    alucrahaber