Av.Mustafa TAŞBAŞI

Kût'ul Amare Zaferi


Av.Mustafa TAŞBAŞI
4 Mayıs 2017 Perşembe 13:04

Kût'ul Amare Zaferi - 29 Nisan 1916

Osmanlı Devleti, I. Dünya savaşında 8 cephede birden savaştı. Çanakkale ve Irak Cephesi (Kûtül Amâre)'nde büyük zaferler kazanmasına rağmen, maaselef 600 yıllık devlet, parçalanmaktan kurtulamadı. Bu yıl ise bu Zafer'in 101. yıldönümüdür.

Kûtül Amâre, Bağdat'ın 170 km güneyinde, Basra'nın ise 350 km kuzeyinde bulunan 1915 yılında yapılan nüfus sayımına göre de 6.500 nüfusu olan bir kasabadır.

1916 yılından beri her yıl kutlanmakta olan Kûtul Amare Zaferi, 1946 yılında görevde bulunan hükümet tarafından sessiz sedâsız kutlamalar kaldırıldı. Çünkü bu kutlamalardan, İngiliz'ler ciddi bir rahatsızlık duyuyorlardı.

Her yıl bir onur meselesi olarak görülüp kutlanan "Kûtül Amâre Günü"nde törenlerde İngiliz'leri nasıl perişan edildiğinden bahsedilirken, İngiliz'lerle iyi geçinmek uğruna, bu şanlı günü kutlamaktan işte o tarihten itibaren vazgeçtik.

Hatta İngilizlerin, bizi savaşa sokma çabalarını gören Mareşal Fevzi Çakmak;"Ben Mehmetçiği diri diri fırına attırmam" diyerek savaşa karşı tavır almasından dolayı, ne hazindir ki İngilizlerin baskısıyla o devrin hükümeti tarafından görevinden alındı.

Çanakkale Savaşı, bir savunma harbi olmasına rağmen, Kût'ul Amâre Savaşı, bir muhasara yâni hücum harbi idi. Ancak her iki savaşın kesin galibi, Osmanlı - Türk ordusuydu.

Çanakkale savaşında, İşgalciler apar topar ve sessizce kaçmalarına rağmen, Kûtül Amâre'de erlerinden generallerine kadar hiç birisinin kaçma fırsatı olmadı bir kısmı savaş meydanında öldü, kalanlar ise resmen teslim oldular.

Çanakkale savaşları, düşmanın İstanbul'u işgalini tam 3 yıl geciktirdiği gibi Kûtül Amâre zaferi de Bağdat'ın işgalini 1 yıl süre daha geciktirirdi.

Belki de Kûtül Amâre Zafer'inin Başkomutanı olan Halil Kut Paşa, Enver Paşa'nın amcası olduğu için mi unutturulmak istendi. İşte bu tür soruların cevâbını tarih bir gün mutlaka verecektir.

Şimdi İngiliz'leri perişan ettiğimiz bu Zafer'imizden sizlere biraz bahsetmek isterim.

Irak petrollerini ele geçirmek isteyen İngiliz'ler I. Dünya savaşı başlayınca, Kasım 1914'de Basra Körfez'inden saldırıya geçtiler.

İngilizlerin en büyük taarruzu 21 Ocak'ta, hem karadan hem de denizden gerçekleşti. Ancak 8.000 ölü vererek çekildiler. Osmanlı devletinin kaybı ise sadece 500 idi. İngiliz'ler 8 Mart ta tekrar saldırdılar yine ağır kayıp vererek çekilmek durumunda kaldılar.

En sonunda İngiliz'ler kuşatıldı. 29 Nisan 1916 günü, Tümgeneral Charles Townshend komutasındaki 13.300 kişilik İngiliz tümeni, 13 General, 481'i de subayı ile 143 günlük kuşatmadan sonra kayıtsız şartsız teslim oldu ve 30.000'i aşkın İngiliz askeri de bu savaşda öldü. Osmanlı devleti de 10.000 askerini kaybetti. Bu olay, İngilizlerin o güne kadar yaşadıkları "En Büyük Utanç" dı.

Bundan yaklaşık 2 asır önce Çar Deli Petro'nun Ordu'su, Prut bataklığına sıkıştırıldığı gibi, Townshend'de adeta Dicle Nehrinin bir köşesine kıstırılmıştı ve açlıktan günde 8 İngiliz,  28 de Hindu askeri ölüyordu. Yiyecek getiren uçakların attığı gıdalardan İngiliz'ler değil de Dicle Nehrindeki balıklar istifade ediyordu.

İngiliz'ler, açlıktan atlarını kesip yiyorlardı. Hintli askerlerden Müslüman olanlar at eti yemeğe yanaşmadığından Townshend, Hindistandaki din adamlarından at etinin yenebileceğine dair fetva istemek durumunda kaldı. Fakat fetva gelse de sonuç yine aynıydı. İngilizlerin emrindeki Hintli askerler, açlıktan patır patır ölmeye devam ediyordu.

Ne kadar enteresandır ki Townshend kendisini 1876- 1877'de yani 93 harbinde Rus Ordu'suna karşı çok çetin mücadele veren Mareşal Gazi Osman Paşa ile mukayese etmek durumunda kalıyordu.

General Townshend teslim olduktan sonra Ordu'sunu serbest bırakmak pahasına 40 topu teslim etmeyi ve 1 milyon sterlinlik bir çek'i vermeyi teklif ediyordu ama Halil Kut Paşa, bu teklifi elinin tersiyle geri çeviriyordu.

Hatıratında General Townshend şöyle der: "Halil Paşa beni ziyaret etti. Ona kılıcımla tabancalarımı teslim ettim. Almayı reddetti. Bunlar şimdiye kadar sizindi. Bundan sonra da öyle olacak dedi."(Mezepotomya Seferim : 2013, s. 596)

İngiliz komutan Townshend bir hatıratında; "Bana Kûtul Amâreyi mi yoksa cehennemi mi tercih edersin deseler, seve seve cehennemi tercih ederdim" demiştir. Yani Osmanlı tokatı ona o kadar ağır gelmiş olmalı ki böyle bir tercihte bulunmayı arzu ediyor.

General teslim olmuştu önce Heybeliada sonra da Büyükada'da kaldı. Tabir caizse esaret değil de Adalara tatile gitmişti. Hatta yanındaki köpeği savaş bölgesinde kalmıştı. Özel bir kurye ile köpeği de ona ulaştırıldı.

Âh aynı İngiliz'ler yine I. Dünya savaşında Mısır'da 15.000 Türk askerini, krizol metilfenol (Keskin kokulu bir kimyasal) maddesiyle havuzlarda kör etmişti. İşte size insanlık farkı. İşte size medeniyet farkı.

Avustralyalı araştırmacı Dr. Gaston Bodart bu zafer için "İngiliz prestijinin I. Dünya savaşında yediği en büyük darbedir" demektedir.

Bu zafer, en zor dönemimizde bile Çanakkale Zafer'inde olduğu gibi bu asil milletin neler yapmaya muktedir olduğunun en büyük kanıtıdır.

Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere ALLAH' (C.C.)'a emanet olunuz!

Av.Mustafa Taşbaşı / İstanbul


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
alucrahaber