Ali İhsan DİKBAŞ

Oradaydık!!


Ali İhsan DİKBAŞ
1 Mayıs 2017 Pazartesi 19:59

Yüce dinimiz İslam bize kardeşlik hukukunu getirdi, kardeşliğin aynı karından doğma değil aynı davaya hizmet etmek, aynı yolda yürümek, aynı Allaha inanmak ve ibadet etmek olduğunu öğretti.

Pakistan'lı ana, kurtuluş savaşı sırasında kardeşlerine yardım etmek için çocuğunu havaya kaldırıyor, "Yok mu çocuğumu satın alacak, parasını Anadolu'ya göndereceğim" diyor. Kardeşlerine yardım etmek isteyen halk sırtındaki hırkadan evdeki bakır eşyasına varıncaya kadar neyi varsa gönderiyordu. Osmanlı'nın, Mehmetçiğin imdadına yetiştiriyor.
 
Dün Çanakkale’de yedi düveli karşı savaşırken o Halep'linin, Kerkük'lünün Erbil'linin dedesi senin yanında silah tuttuğunu ne çabuk unuttun?

Dün Selahattin Eyyubi Kudüs’ü kurtarmak için beraber yürüdükleri ne çabuk ayrı düştü.

Kimileri çok sordu ve soracak; "Bizim Ortadoğu bataklığında, Suriye'de Irak'ta ne işimiz var?" diye. Bu suale sebep olan cevabı sadece günümüzle veya somut siyasi, coğrafi, askeri ilimlerle açıklamak pek de mümkün gözükmüyor. Soru bugünün, yarının sorusu gibi dursa da, cevabı geçmişten ve İslam kardeşliğinden geliyor.

Geçmişimiz bize görevler yüklemiştir. Biz ki beş yüz yıl İslam’a hilafet eden binlerce yıldır bu topraklarda kardeşlik hukuku ile halkları birarada yaşatan bir milletin varisleriyiz. Tarihin bize öğrettiği tecrübeler ve bugünkü bulunduğumuz konumum getirdiği sorumluklarımız bulunmaktadır.  Şöyle ki; insanların hafızası, görevi, özgüveni, tecrübesi, dertleri gibi hayatına, izanına yön veren meziyetleri ve hatta yükleri vardır. Derdi ve kabiliyeti olan sayıca fazla insanın bir araya gelmesinden ise "kurumsal özgüven, görev ve tecrübe" meydana gelir. Ve bu tecrübe, görev, bir insan ömrüyle sınırlı değildir.

Biz bugün bulunduğumuz güçle değil binlerce yılda kazanılmış tecrübe ile ordayız.  Kurduğumuz büyük imparatorluklarla, yaşadığımız onlarca acıyla, kazandığımız onlarca savaşla, beraber yaşadığımız yüzlerce yıllarla ordayız. İşte bu geçmişten gelen bir tecrübedir, o günleri fiziken tekrar yaşamayı gerektirmeyecek bir tecrübe. Neden Ortadoğu'da olduğumuzun cevabı tam da burada gizlidir.

Aramızda altı yüz yaşında kimse olduğunu sanmıyorum. Ama Ulubatlı sancağı dikerken oradaydık. Ben hatırlıyorum. Fatih'in İstanbul’u fethettiği yaşa henüz basmadan, çağ açıp çağ kapatmanın tecrübesiyle büyüyen adamlar tanıyorum.

Alparslan vefat edeli bin yıla yaklaştı belki ama hangimiz âmin demedik bir cuma sabahı Malazgirt'te ettiği o duaya. Açın gözünüzü, oradaydık!

Temize ben çektim hatta Sultan Süleyman'ın Paris'e gönderdiği mektubu. Belki de sen taşıdın Varna'ya kadar. O sendin, biliyorum. Bu tecrübe, bu özgüven, bu dert bizde var. Bu görev bize tarihten verildi. Sırt çeviremeyiz. Ortadoğu'da da olacağız, Arakan‘da da, Yemen'de de, Kufra'da da. Olduk da. Oradaydık. Kim demiş ruhlar geri gelmez diye. Ruhların insan ömrünü aşan görevleri vardır. Arkalarından bıraktıkları kahramanlık destanları beden toprağa konsada nesiler boyu akar gider. Onlar için kitap yazılır, dualar edilir. Yeni nesillerin yolunu aydınlatırlar gece karanlığında ki fener gibi, hep ordadırlar.

Bitmiş savaşın ardından dahi hala Medine'yi müdafaa eden yiğidin adıydı Fahrettin Paşa. Biz millet olarak ordaydık. Dağlara son bakışını atan Ömer Muhtar'ın gözleri, kendini kurtaracak mücahid değil, Trablus Fatihi Turgut Reis'i aramıyor muydu "Nöbet sende" demek için. Oradaydım. Olmasam nereden bilebilirim. Seyid Onbaşı değil miydi 15 Temmuz gecesi 256 kiloluk mermiyi Semih Terzi'nin alnına koyan. Beden çürümüşse ne olmuş. İmana çizgi çekecek bir çağ mı vardır?

Abdülhamit aramızda ağalar, yaşıyor.

Düşmesin! Vakit dardır.

Saygılarımla..

Ali İhsan DİKBAŞ / Dubai


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
alucrahaber