Alucra Yollarında

Yıl 1997, 26 temmuz Cumartesi sabahı. Yirmi günlük Alucra maceramızın son günü. Artık İstanbul' a dönme zamanımız geldi. Ne zaman Alucra' dan İstanbul'a doğru yola çıksak, bir hüzün alır beni. Gözlerim dolar, ama ağlamam. Yükleri akşamdan arabamıza yükledik. Saat

sabahın dokuz'u. Ben son kez bakıyorum Akçiçek'e. Alucra' ya son kez bakıyorum. Bekle İstanbul ben geliyorum.

Hava güzel ve biz, biraz ağır aksak ilerliyoruz Alucra yollarında. İlk molamızı şebinkarahisar' da verdik. Dört araba konvoy halinde gidiyoruz. Şebinkarahisar'da içilen çorbalardan sonra, zorlu İstanbul yolculuğumuz başladı. Bu, babam Ahmet Urgac' ın ilk arabası. Dişinden tırnağından biriktirdiği parayla aldı 34 EU 871 plakalı Kartal marka arabayı. Şoförlüğü o kadar iyi değil ama ağır ağır gidiyoruz işte. Ben babamın yanında oturuyorum, ön koltukta. Arkada annem Elif Urgaç, kardeşim Yusuf ve henüz 15 aylık olan kızkardeşim Rümeysa var. Annemle anlaşma yaptık. Koyulhisar'a kadar önde ben oturacağım, Koyulhisar'dan sonra annem öne geçecek, ben arkaya.

Cicek.jpgAnnem devamlı Ayet-el Kürsi okuyor, bizede okumamızı söylüyordu. Bunun mümine bir zırh, bir kalkan olacağını anlatıyordu. Annem güzel bir sese sahipti. Bir ortamında her zaman ilahilerle, ezgilerle ve söylediği türkülerle, o ortama renk katan bir insan olarak anılırdı annem. Yine onun söylediği Alucra türküleri ile yol alıyoruz. Suşehri'ni geçtik, yolun sol tarafında akan ırmağa bakıp efkarımıza dert, sevincimize neşe katarak ilerliyoruz.

Bu güzelliklerle yolumuza devam ederken, aniden bir lastik sesi geldi. Arabamız önce sola, sonra sağa ve zigzag çizmeye başladı. Takla atmaya başlamıştık. Yolun kenarında akan Kelkit Çayı' dan sanki çığlıklar yükseliyordu. Herşey bir kaç saniye içinde oldu. Takla atarken duyduğum o korkunç metal sesleri, yerini derin bir sessizliğe bıraktı. Beyaz Kartal, demir yığını olmuştu. Hemen emniyet kemerini çıkardın, araba ters bir haldeydi. Tüm camlar kırılmıştı. Ön camdan dışarı çıktım. Babam kanlar içindeydi. Başından kanlar akıyordu. Cam taneleri vardı başında. Arabada babamdan başka kimse yoktu. Kardeşim Yusuf Arbanın 15 metre ilerisinde, annem Elif arbanın 15 metre gerisindeydi. Kızkardeşim Rümeysa ise, hurdaya dönen otomobilin yanında ağlıyordu.

Beraber geldiğimiz diğer arabalar durdu ve bizim otomobili dört kişi ters çevirdik. Babamı çıkardık, hemen bir araca koyarak Suşehri' ne, hastaneye yolladık. Annem yarı oturur halde salavat getiriyordu. Annemi ve kardeşim Yusuf'u da bir arabayla hastaneye gönderdik. Benim

elimde ufak bir sıyrık vardı, kızkardeşim de ise birşey yoktu. Herşey ne kadar da çabuk oluvermişti. Daha 15 dakika önce araba'da Mustafa Küçük'ün '' Felek beni nazlı yardan ayırdı'' türküsü çalıyordu. 15 dakika sonra ise bakın, felek beni nelerden ayırıyordu.

Biz kızkardeşimle beraber köye geri döndük. Babam ve erkek kardeşim ambulans ile istanbul' a gönderdiklerini, annemin ise bacağının kırıldığını söylediler. Köyde sessiz bir bekleyiş. Hep annemi düşünüyorum. Kendi kendime diyorum ki; '' ya bacağında ki kırık tutmaz, sakat kalırsa''. Ölüm gelmiyor akla. Sanki 34 yaşında bir bayan ölmez diye birşey var. Akşama kalmadan bir telefon geldi eve. Annemin köye doğru yola çıktığını, bacağının alçıya alındığını, durumunun iyi olduğunu söylediler. Uyku girmiyor gözüme.Annemi bekliyorum tüm uykusuzluğuma rağmen. Saat 23:30 civarı annemi getiren araba geldi. Birden köyde bir haykırış, her evden yükselen ağıtlar, çığlıklar. Ben annemi beklerken umutla, o geldi tabutla...

Ah yollar, zalim yollar, hain yollar.Hasret bitiren, dosta götüren yollar, en sonunda dostu da götürmüştü. Sol yanımda bir sızı. Ah Elif 'im, ah anam. Artık açmayacak mıydı gözlerini? Bebesine bakmayacak mıydı? Oğullarını askere yollamadan mı gidecekti, ansızın?.. Böyle ölüm olmamalı, böyle gidiş olmamalı. Ben saz çalarken, şimdi kim söyleyecek '' Alucra türkülerini''?

Bugün ölümünün 3400. günü. Hergün yollarını bekledim. Onsuz geçen her günü saydım. Üşenmeden saydım hemde. Umutla saydım, gelmeyeceğini bile bile. Erkek kardeşim kazadan bir hafta, babam ise 1 ay sonra taburcu oldu. Kızkardeşim annemin vasiyeti üzerine teyzem

Nazmiye' ye anne diyecek ve onda kalacaktı. Gerçi şuan kızkardeşim o kazayı biliyor. Ama teyzemi de, tanımadığı annesinin yerine koyduğu için ona anne diyiyor.

Benim hayat hikayem, Alucra Yollarında yaşananlardan sadece birisi. Ne Elif'ler var gurbet yollarında. Bolu Dağı' nda Şerife'nin öyküsü var, Osmancık' ta Cemal'in öyküsü var. Kaynaşlı' da, Otobüs şöförü Karabörk'lü Ali'nin öyküsü ve bunun gibi onlarcası var yollarda. Ölümünün 3400.

gününde annem Elif Urgaç'ı rahmetle anıyor ve artık böyle ölümlerin, böyle dramların yaşanmaması için Allah'a dua ediyorum. Artık yaşanmasın böyle acılar. Öksüz, yetim kalmasın yavrular. Evlat yitirmesin babalar, analar.

Ya Rab,

Takdir senin elinde,

Tedbirse kullarında.

Üç kardeş öksüz kaldık,

Alucra yollarında....

Sevgilerimle...

Mahmut URKAÇ

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut URKAÇ - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Alucra Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Alucra Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Alucra Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Alucra Haber değil haberi geçen ajanstır.