Sena ŞAHİN

Sena ŞAHİN

Mail: senasahin126@hotmail.com

Bir Ev Öyküsü, Kuşlarda Gitti, Nerede Kaldılar Acaba?

 Merhaba.

Sahi bütün “merhabalar” aynı etkiyi mi bırakırdı? Siz bu soruyu düşüne durun ben bu sorudan bağımsız devam edeyim.

Şu zor zamanlardan geçtiğimiz sıralarda ki en büyük gözlemimdi “zaman” Vaktin size kaldığı, ama vakitsizliği özlediğiniz bir dönem. Sabahlar aynı sabah, pazartesinin bir sendromu yok. Cumayı da iple çekemiyoruz.Cumartesinin bir özelliği ve Pazar kahvaltısının anlamı da sekteye uğramış. Baktığınızda tüm bir hafta “aynı” kelimesinin anlamını öğretiyor. Daha önceden kaçımız deneyimleyerek öğrenmiştik? Hiçbirimiz belki de.

Zaman sözlük anlamında; Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre, vakit, devir, belirlenmiş olan an.

Oysa zaman, yaşanılan anlarla soyut kavramın somut kavramlara dönüşmüş haliydi. Nasıl geçtiğini anlamadığımız anlarda kaybolurken, geçmesine binbir dualar ettiğimiz dakikalarda bile kalmak ister hale geldik şimdiler. Her güne yeni bir umutla uyanmak gerektiğini öğretmeye başladı dünya, kafamıza vura vura.

Öyle, ne giyeceğim derdi yok eskisi gibi. Çünkü çıkabileceğin bir yer ve bakacağın bir gök kalmamış yarım pencere aralığı dışında.Ya derdin anlamını yanlış bilirmişiz ya da biz hiç dert bilmemişiz. Şimdi bütün günler bize ait gibi, biz günlerin birinden her an gidecek gibiyken. Şimdi neredeydi? Seslenilen soyisimlerimiz, sayın ile başlayan cümleler, bizi her yerde öne atan ekonomik,sosyal,siyasi,dini kimlikler? Şimdi nerdeydi uğruna her şeyi feda edeceğimiz dünya? Bizim kıyımızda köşemizde kalmış mıydı sevgi? Yazarken bunları, bana eşlik eden Fazıl Sayın bir şarkısında  duyuyorum şu cümleleri “insan insan dedikleri, insan nedir şimdi bildim. Can, can deyü söylerlerdi, ben can nedir şimdi bildim”

Şarkıyla aramdaki sessizliği cama vuran yağmur damlası bozuyor. Belki de bu dönem içe dönüştür diyorum, yağmur damlasından bir karşılık beklercesine. Belki de çok aldık ama hiçbir şey vermek istemediğimizden oldu bunlar.Ruhumuzun yaraları çoktu, biz üstünü nesnelerle kapadık, şimdi yaralarımızı görme vaktidir belki diyorum.

Ve Mark Manson’un Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı kitabından bir bölüm aklıma düşüyor; Özel değilsiniz başlığının altında topladığı “öz değer kişinin kendi pozitif deneyimleri hakkında ne hissettiğini değil, negatif deneyimleri hakkında ne hissettiğidir. Belki de usta yazarın değindiği en önemli kavramdı. İçinde bulunduğumuz bu dünya pandemimi hiçbirimizin birbirinden farkı olmadığını, birbirimizden özel olmadığımızı anlatırken, yaşadığımız bu negatifin bize olumlu geri dönüşlerini görmeliydik. Kendimizi yoklama fırsatıydı. Unuttuğumuz duygusal ve içsel kimliklerimizi hatırlama vaktiydi.

Telefonum çalıyor. Bu dönemde hal hatır sormak cümlesi fiile dönüşüyor. O sıra karşı tarafta ki ses, sevdiğim kitapta geçiyor aslında şuan ki yaşadığımız durum diyor. “Kuşlarda Gitti” kitabın ismi. Sanki yazdığım yazının içine kurulacağını bilirmişcesine geliyor . Yüreğimin bir yanına kuruluyor.

Ve Yaşar Kemal şöyle diyor kitapta ; İnsanlık öldü mü? " dedim.
"Yok" , dedi, "ölmedi, ölmedi ama, başka şeyler oldu, başka bir yerlerde sıkıştı kaldı herhâlde? "
" Nerede kaldı acaba ? "

Güzel sevin, geç kalmadan söyleyin sevdiğinizi,saygı duyun ki saygı görün, vaktiniz kırmak veya kırılmak için olmasın , şükredin, göğe bakmak için hala geç değil bunu tekrarlayın. İnsanlığınızı tekrar hatırlayın. Sevgiyle Kalın…

Evde Kalın.

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar